Salgın sonrası küresel turizm hızla değişirken Türkiye, eski sorunlarla yol alıyor. Marka, gelir ve altyapı eksikliği sektörde ciddi riskler yaratıyor.

Turizmde salgın öncesi ve sonrası olarak iki farklı değerlendirme yapmak mümkündür. Bunun bir parçası olarak salgın dönemindeki 2 yıllık geçiş dönemi de ilginç ipuçları verebilir. Bu değerlendirme daha çok normal turizm işleyişi olan piyasa şartlarına göre geliştirilebilecek bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. 2008 krizi sonrasında işletmelerin karlılıklarının düşmesine karşı, sektör paydaşları farklı yöntemler bulmak için yoğun çalışmalar içine girmişlerdir. Marka tanınırlığı ve bilinirliği söz konusu iken kriz sonrasında markaların alt markalar halinde bölünerek ellerindeki pastayı en azından muhafaza etmek, ancak bunun yanında kendi kapsamları içerisinde olmayan farklı müşterilere hizmet türlerini de bünyelerindeki çeşitlilik olarak sunmuşlardır.

Bu hamle kısmen faydalı olmuş gibi görünse de asıl markanın, ismin üzerine birden fazla gölge düşürmüştür. Çünkü bunun yapılma amacının giderleri azaltarak para kazanımını artıracak hamleler olduğu misafirler tarafından hemen anlaşılmıştır. İlerleyen teknolojiyle birlikte müşteriye sunulan çeşitli uygulamalar çoğunluk tarafından kabul görmüş olsa da asıl beklenen amaç hedeften uzakta kalmıştır. Buna rağmen eski karlılık oranlarını korumaya çalışan ve bilinirliği kısmen zayıflamış olan zincir markalar önlerine bölgesel farklılıklarla ortaya çıkan birden fazla demografik ve işletme sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalmıştır. Böylece karar verici bölge yönetim ofisleri bile yer değiştirmiş adeta kendi içinde sınıf sıralaması ortaya çıkmıştır.

Otel sektöründen gelmeyen yatırımcı için bu gibi perde arkası değişim ve gelişmeler pek bir anlam ifade etmese de onları şaşırtan, kazanım oranlarındaki belli düşüşler olmuştur. Buna rağmen ülkemizdeki gibi yüksek enflasyon olan ekonomik ortamda farklı sektörlerden kazanılan devasa paralar sektöre yönelmektedir. Buradaki kırılma noktası rakip olarak sayılabilecek turizmde ileri ülkeler ile olan açığın büyümesidir. Çünkü salgın sonrası turizm kavramı küresel anlamda farklılaşmıştır.

Dışarıda bunlar olurken iç piyasada herhangi bir değişiklik olmadan 20 yıl önceki aksak durum aynen devam etmektedir. Bunun başat nedeni ise camiayı yönlendirecek olan karar vericiler ile STK'ların bu gelişimlerden habersiz olmaları yanında ayrı telden çalan uyumsuz tavır ve davranışlarıdır. Bu durum ekonomik kararları veren kişilerin turizmin bacasız bir sanayi olduğunu anlayacakları güne kadar devam edecek gibi görünmektedir. Bu konuda gözlemlenen en kritik ve büyük risk o gün geldiğinde turizme uygun doğal ve çevre altyapısının halen mevcut olup olmayacağı sorunsalıdır.

Güncel paradoks ise turizm gelirlerinin ekonomi sayfasında değişmeyen bir yere sahip olmasıdır. Hâlbuki bunun her sene daha fazlaya yönelik değişime açık bir yöne sahip olması beklenir. Bunun için de tesislerin yanında hizmet şekli, çevre temizliği, gıda güvenliği, hak aramadaki yasal kolaylıklar, düzgün ve yeterli altyapı gösterilebilir.

Salgın öncesi kısmen motivasyon hedefi olarak belirlenen ve UNESCO tarafından açıklanan 1 milyar turist sayısı şimdiden bir buçuk milyar kişi olmuştur. Bu artışa rağmen ülke turizmindeki beklenen, hedeflenen, gerçekleşen rakamlar çok yetersiz ve düşüktür. Benzer şekilde bu hareketlerden elde edilen gecelik ortalama hasılat, en yetkili kişinin açıkladığı rakam baz alınırsa kifayetsizdir. Turizmde yakın erimde 2030 yılı ve orta erimde 2050 yılı için yabancı rakip ülkelerin hazırlıklarına bakmak bile bir sürü ipucu verecek niteliktedir. Böyle bir çalışma içinde girebilecek zihinsel kapasite mevcut mu işte o soru biraz zor ve yanıtsız.

Türkiye coğrafi ve bölgesel konum olarak turizme çok yatkın olmasının yanında Anadolu binlerce yıllık tarihi birikimlerin beşiğidir. Bu kadar büyük avantajları kullanmamak traji komik başarıdır. Bu konuda çok elverişli uygulanabilir planlar yapılabilir, yapılmalıdır. Çünkü bu toprakları bizler torunlarımızdan ödünç aldık. Bunun vebali çok ama çok büyük.

Telegram Turizm Ekonomi