Jeopolitik olaylarda ülkelerin refleksi genelde kendilerini “güvenli destinasyon” olarak konumlandırmak olur. Ancak bu, her zaman beklenen sonucu vermeyebilir.

Turizm sektörü doğası gereği küresel gelişmelere en hızlı tepki veren alanlardan biridir. Jeopolitik gerilimler, savaşlar, ekonomik krizler, doğal afetler veya toplumsal olaylar yalnızca ilgili ülkeyi değil, aynı zamanda turizm hareketliliğini de doğrudan etkiler.

Son dönemde dünyada yaşanan çeşitli çatışmalar, bölgesel gerilimler ve güvenlik tartışmaları turizm destinasyonlarının algısını da etkilemektedir. Bu tür dönemlerde ülkelerin refleksi çoğu zaman kendilerini “güvenli destinasyon” olarak konumlandırmak olur. Ancak turizm psikolojisi açısından bu yaklaşım her zaman beklenen sonucu vermeyebilir.

Yıllar önce yaşadığım küçük bir anı bu durumu oldukça iyi anlatır.

Bir dönem İngiltere’de çeşitli terör olaylarının ve toplumsal karışıklıkların yoğun olduğu bir süreç yaşanıyordu. O dönemde İngiltere’den İstanbul’a gelen bir turist grubunu havalimanında karşılıyordum. Grubun içinden bir turist bana şu soruyu sordu:

“Burası güvenli mi?”

Ben de kendisine şu cevabı verdim:

“Evet, eviniz kadar güvenli.”

Turist bir an durdu ve gülümseyerek şöyle dedi:

“Benim evim güvenli değil.”

Bu kısa diyalog aslında günümüz dünyasının gerçekliğini çok iyi anlatır. Çünkü artık güvenlik kavramı coğrafi sınırlarla açıklanabilecek bir durum olmaktan büyük ölçüde çıkmıştır. Günümüz dünyasında hiçbir ülke tamamen güvenli ya da tamamen güvensiz olarak tanımlanamaz.

Toplumsal olaylar, terör eylemleri, doğal afetler veya krizler dünyanın farklı bölgelerinde farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. İnsanlar artık yalnızca başka ülkelerde değil, bazen kendi evlerinde bile mutlak güvenlik hissi içinde yaşamamaktadır.

Bu nedenle turizm iletişiminde sürekli olarak “güvenliyiz” mesajı vermek bazen ters etki yaratabilir. Çünkü bir destinasyonun sürekli güvenli olduğunu vurgulaması, tüketicinin zihninde şu soruyu doğurabilir:

“Acaba gerçekten bir sorun mu var ki bunu sürekli söylüyorlar?”

Turizm psikolojisinde algı yönetimi son derece hassas bir konudur. Bu nedenle güvenlik konusunu doğrudan ve yoğun şekilde vurgulamak yerine, dolaylı ve doğal bir iletişim yöntemi çok daha etkili olabilir.

Bugün Dubai, Katar ve diğer Körfez ülkelerinde gördüğümüz yaklaşım buna iyi bir örnektir. Bu ülkelerde turistlere sunulan konfor, hizmet kalitesi ve tatil deneyimi o kadar güçlüdür ki, ziyaretçiler çevredeki jeopolitik gelişmeleri çoğu zaman günlük tatil deneyimlerinin bir parçası olarak hissetmezler. Amaç turistin kendini güvende hissetmesini sağlamak, fakat bunu sürekli vurgulamak değildir.

Benzer şekilde Türkiye de turizm altyapısı, deneyimli sektör kadroları, güçlü hizmet kültürü ve misafirperverliği ile dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biridir. Türkiye’nin bu gücü, doğrudan “güvenli ülke” söylemi üzerinden değil; sunduğu deneyim, kültür, gastronomi, doğa ve tatil çeşitliliği üzerinden anlatılmalıdır.

İnsanlar bir destinasyonu tercih ederken çoğu zaman güvenlik raporlarını değil, hayallerini satın alırlar. Bir fotoğraf, bir şehir silueti, bir mutfak deneyimi veya bir kültürel atmosfer insanların kararını çok daha güçlü şekilde etkileyebilir.

Bu nedenle Türkiye’nin tanıtım stratejisinde güvenlik temasını ön plana çıkarmaktan ziyade, normal turizm tanıtım faaliyetlerinin kesintisiz ve güçlü şekilde sürdürülmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Tanıtım kampanyalarının, fuarların, kültürel etkinliklerin, gastronomi projelerinin ve destinasyon hikâyelerinin planlandığı şekilde devam etmesi zaten doğal olarak şu mesajı verir:

Türkiye yaşayan, hareketli, misafirlerini ağırlamaya devam eden bir turizm ülkesidir.

Turizm sektöründe güven duygusu çoğu zaman doğrudan söylenen bir mesajdan değil, yaşanan deneyimden doğar.

Bu nedenle Türkiye’nin turizm iletişiminde en güçlü strateji, güvenliği anlatmak değil; Türkiye’nin sunduğu eşsiz tatil deneyimini anlatmaya devam etmektir.

Telegram Turizm Ekonomi