Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler ve hegemonya savaşları, turizm sektörünü bir varoluş tehdidi ile karşı karşıya bırakıyor.
Yeni dünya düzeni, son otuz yıldır küreselleşmenin, sınırların şeffaflaşmasının ve ekonomik entegrasyonun en büyük vaatlerinden biriydi. Bu düzenin en çok beslediği ve karşılığında en çok büyüttüğü sektörlerin başında ise şüphesiz küresel turizm geliyordu. Ancak bugün geldiğimiz noktada, insanlığın ortak mirasını ve coğrafyaları keşfetme özgürlüğü derin bir krizin eşiğinde.
Ekonomik refah, sosyal huzur ve en önemlisi uluslararası barış ortamında nefes alabilen turizm sektörü; artan jeopolitik gerilimler, küresel ısınma, ekonomik krizler ve sıcak savaşların kıskacında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yaşanan gelişmeler ister istemez “Giderek daha kuralsız ve öngörülemez hâle gelen bir dünyada nasıl turizm yapılacak ya da yeni dünya düzeninde turizme yer var mı?” sorularının sorulmasına neden oluyor. Çünkü eller her geçen gün daha fazla tetiğe gidiyor, gerilim noktaları ısınıyor.
Türkiye'deki gelişmeler dünyadan bağımsız değil
Olağanüstü dönemler, olağanüstü koşulların yaratılmasını gerekli kılar. Hem uluslararası hem de tek tek ülkeler özelinde yaşanan kuralsızlaşma, hukuk dışılık, hak tanımazlık ve hatta korsanlığa varan saldırganlık aslında tam da bu anlama geliyor. Yani yeni döneme dönük toplumsal itirazları bertaraf etmek için başta seçme ve seçilme hakkı olmak üzere, insanlığın yüzyıllardır mücadele ederek kazandığı haklara ve özgürlüklere dönük ciddi saldırılar yapılacağının sinyallerini her yerde görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de tanık olduğumuz gelişmeler aslında dünya konjonktüründen bağımsız değil.
Turizmin altın çağını yaşadığı dönemler
Turizm, doğası gereği ürkek bir sektördür. Bir destinasyonun tercih edilmesi için sadece tarihi güzellikler, lüks oteller veya muhteşem yemekler yetmez; turist her şeyden önce güvenlik, istikrar ve öngörülebilirlik arar.
Küresel turizm, uluslar arasındaki vizelerin kalktığı, havayolu ağlarının genişlediği ve barış söylemlerinin hâkim olduğu dönemlerde altın çağını yaşadı. Ancak bugünün dünyasında sınırlar yeniden kalınlaşırken, pasaportlar ve vizeler birer silaha dönüşüyor. Silahların konuştuğu, uluslararası hukukun rafa kalktığı ve güçlü olanın zayıfı ezdiği bir "orman kanunu" ikliminde turizm nasıl yaşayacak?
Dünyadaki yeni yönelim ve jeopolitik gerilimler her ülkede turizmi etkiliyor ancak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu kimi ülkeler için bu etki daha yıkıcı olabiliyor. Turizm, İspanya, Yunanistan, Türkiye, Tayland, Mısır ve Portekiz gibi ülkelerin GSYİH’sinde yüzde 8 ile 19 arasında yer tutuyor. İstihdama büyük katkı sağlıyor, bu ülkelerin cari dengesine önemli katkıda bulunuyor.
Türkiye’nin devasa turizm alt yapısı
Türkiye gibi ülkelerde yaratılan bu devasa turizm alt yapıları, barış ve refah dönemlerinde büyük bir gelir kapısı olurken, kaos ve gerilim dönemlerinde aynı büyüklükte bir kriz unsuruna dönüşüyor. Bölgede yaşanan savaş ve Türkiye’de kontrolden çıkan maliyetler nedeniyle turizmde yaşanan kriz, gelirden istihdama ve hizmet kalitesine kadar sektörü her noktada etkiliyor. Şu anda bile Türkiye’deki otellerde kalitenin düştüğüne, şikâyetlerin tavan yaptığına dair haberler geliyor.
Dünyanın artık 1990’ların veya 2000’lerin paradigmasıyla okunamayacağı netlik kazandı. Dolayısıyla “Bu kriz de geçer”, “Küresel akıl bir noktadan sonra sorunları çözerek yola devam eder” veya “Bir orta yol bulunur” kolaycılığından uzaklaşarak, değişimin ve gidişatın doğrultusunu iyi tespit etmek, hem turizm hem de diğer sektörleri yeni döneme hazırlamak gerekiyor.
Dönemsel bir kriz değil, yapısal bir varoluş tehdidi
Turizm sektörü dönemsel bir krizle değil, yapısal bir varoluş tehdidiyle karşı karşıya. Çünkü küresel ölçekte daha yoğun bir "süreklileşmiş kriz" ortamına girmiş bulunuyoruz. Mevcut dünya düzeni maalesef sektöre daha fazlasını vaat etmiyor. Bu tabloda, turizm gibi barışçıl bir etkinliğin geleceği, aylara ve yıllara göre değişen rezervasyon rakamlarına değil, savaş meydanlarındaki gelişmelere ve diplomasi masalarında alınacak kararlara bağlı.

