Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan ve TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda kabul edilerek Meclis’e gönderilen “Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi” seyahat acenteleri ile otelcileri karşı karşıya getirdi. Tasarının komisyondaki görüşmelerinde söz alan TÜROFED Başkan Yardımcısı Mehmet İşler’in “Neden zorunlu bir aracıya ihtiyacımız var? 1618 sayılı Yasa'yla kurulan acentelerimize konaklama sektörü olarak muhtaç olmak zorunda mıyız? (....) Siz bu kadar büyük bir dünyanın içerisinde, daha ne kadar dijitalleşmeden 1618 sayılı kanunun arkasına saklanacaksınız? Dokuz yıl saklandık, ne oldu dokuz yıl sonra? Gene bugün gündeme geldik.” şeklindeki ifadelerine acentelerden sert tepki geldi.
Turizm Ekonomi’nin iletişim hatlarına ve sosyal medya hesaplarına mesaj gönderen çok sayıda seyahat acentesi İşler’in söylemlerine tepki gösterdi.
OTA düzenlemesinde temel tartışmanın yabancı platform karşıtlığı olmadığına dikkat çeken acenteler, temel meselenin yerli ve yabancı OTA’ların aynı pazarda eşit kurallara tabi olup olmaması olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenlemenin vergilendirme, paket tur, tüketici hakları, denetim ve yaptırım alanlarında yabancı platformlara ayrıcalık tanıdığını ifade eden acenteler rekabet, tarafsızlık ve tüketici hakları açısından hukuki asimetri yarattığına dikkat çekiyor. Türkiye’nin kendi seyahat acentelerini ve yerli dijital satış kanallarını güçlendirmeden küresel platformlara avantaj sağlanmasının, uzun vadede otelleri birkaç büyük uluslararası platforma bağımlı hale getirebileceği ve turizmden elde edilen katma değerin ülke dışında yoğunlaşabileceği uyarısını yapan acenteler “Bu nedenle düzenlemede şirketin milliyetinden ziyade yaptığı faaliyetin esas alınması, aynı faaliyete eşdeğer yükümlülük, aynı tüketiciye eşit koruma ve aynı pazarda adil rekabet ilkelerinin korunması gerekiyor. Ayrıca Ticaret Bakanlığı, Rekabet Kurumu ve tüketici temsilcilerinin sürece ilişkin görüşlerinin alınması gerekiyor.” diyor.
Değerlendirmelerde, düzenlemenin yasal yönden zayıflıklarına ve çelişkilerine dikkat çekiliyor.
İşte Turizm Ekonomi’ye gelen acente mesajlarından birkaçı:
OTA düzenlemesinde eşit rekabet ve tüketici hakları
1. Vergilendirmede eşitlik ve öngörülebilirlik
Aynı pazarda, aynı ekonomik faaliyeti gerçekleştiren yerli ve yabancı dijital platformlar açısından eşdeğer vergisel prensiplerin esas alınması önemlidir. Verginin türü, matrahı veya hesaplama yöntemi bakımından karşılaştırılması mümkün olmayan farklı rejimler oluşturulması, aynı ekonomik faaliyet üzerinde vergisel asimetri yaratabilir. Temel kriter şirketin milliyeti değil; faaliyetin niteliği, gelirin kaynağı ve Türkiye ile kurulan ekonomik bağ olmalıdır.
2. Paket tur anomalisi
Aynı otel ve ulaşım hizmetinin yerli seyahat acentesi tarafından birlikte sunulması halinde paket tur yükümlülükleri doğabilirken, teklif yabancı dijital platformların belirli hizmet kombinasyonlarını paket tur kapsamı dışında bırakmaktadır. Bu farklılık yalnızca rekabet koşullarını değil, tüketicinin paket tur mevzuatından kaynaklanan bilgilendirme, sözleşmesel sorumluluk, iptal, iade ve finansal güvence haklarını da etkileyebilir.
3. Almanya ve İngiltere: Milliyetten bağımsız yaklaşım
Almanya ve İngiltere’de temel yaklaşım şirketin milliyetinden ziyade faaliyetin niteliğidir. Vergisel yükümlülükler mukimlik, daimi işyeri ve gelirin kaynağı gibi objektif kriterlere göre belirlenirken, yabancı şirket olmak paket tur kapsamındaki tüketici koruma yükümlülüklerinden otomatik muafiyet sağlamamaktadır.
İngiltere’de kapsam şartlarını taşıyan uçuşlu paketlerde ATOL sistemi kapsamında finansal koruma uygulanmakta; Hollanda merkezli Booking.com B.V. de bu sisteme tabi bulunmaktadır. Almanya’da ise paket tur düzenleyicilerinin müşteri ödemelerini ve gerektiğinde yolcunun geri dönüş masraflarını ödeme aczi riskine karşı güvence altına alması öngörülmektedir.
Her iki örnekte de esas olan şirketin pasaportu değil, gerçekleştirdiği faaliyettir temelinde de tüketicisinin hak ve menfaati bulunmaktadır.
4. Ticaret Bakanlığının görüşü
Paket tur rejimi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili tüketici mevzuatının bir parçasıdır. Buna rağmen 6 Ekim 2026 tarihli Komisyon tutanağında, bu rejimin uygulayıcısı Ticaret Bakanlığının paket tur istisnasına ilişkin kurumsal görüşü tespit edilememektedir. Tüketici haklarını doğrudan etkileyebilecek bir düzenlemede Bakanlığın değerlendirmesinin alınması mevzuat bütünlüğü açısından önem taşımaktadır.
Bu düzenleme ile sahip olduğu hakları kaybeden ancak tabi deneyimlemeden de bundan haberi olmayan tüketici Ticaret Bakanlığına veya hakem heyeti gibi mercilere başvuru yaptığında önce paketi yerli veya yabancı hangi şirketten aldığı sorularak mı dosya görülmeye başlanacak.
5. Tüketici temsili
Komisyon görüşmelerinde yabancı dijital platform, seyahat acenteleri ve konaklama sektörünün temsilcileri görüşlerini aktarırken, paket tur istisnasından doğrudan hakları etkilenebilecek tüketicileri temsilen bir tüketici örgütünün görüş sunduğu 6 Ekim tarihli tutanakta görülmemektedir. Tüketici örgütlerinin de karar sürecine dahil edilmesi önemlidir.
6. Rekabet Kurumunun görüşü
Teklifin yerli ve yabancı dijital platformlar arasında vergilendirme, elektronik ticaret ve paket tur rejimi bakımından farklı hukuki sonuçlar yaratabilmesi, rekabetçi tarafsızlık ve pazardaki rekabet koşulları üzerinde etki doğurma potansiyeli taşımaktadır.
Bu nedenle aynı pazardaki teşebbüsler arasında farklı düzenleyici koşullar oluşup oluşmadığının ve bunun rekabet ile tüketici refahına etkilerinin Rekabet Kurumu tarafından değerlendirilmesi ve Kurumun görüşünün alınması önem taşımaktadır.
7. Özel mevzuat rejiminin yaratabileceği hukuki asimetri
Yerli OTA’lar rekabet, elektronik ticaret, tüketici, paket tur, seyahat acenteliği, vergi ve diğer genel mevzuattan oluşan geniş bir hukuki çerçeve içerisinde faaliyet göstermektedir.
Yabancı OTA’lar için ise şirketin yabancı olmasını esas alan ayrı ve özel bir kanuni rejim oluşturulması ve bazı genel düzenlemelerden açık istisnalar getirilmesi, gelecekte yalnız yükümlülüklerde değil, denetim ve yaptırımların uygulanmasında da hukuki asimetri yaratabilir.
Yabancı platformların ileride karşılaşabilecekleri düzenleyici işlemlerde özel kanunun kapsamını gerekçe göstererek bazı genel mevzuat hükümlerinin kendilerine uygulanamayacağını ileri sürmeleri yeni hukuki tartışmalara yol açabilir.
Bu nedenle özel düzenlemenin; rekabet, tüketici, elektronik ticaret ve diğer genel mevzuattan kaynaklanan sorumlulukları ortadan kaldırmadığının açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlenmesi önem taşımaktadır.
Temel soru
Aynı pazarda, aynı tüketiciye, aynı ekonomik faaliyeti sunan yerli ve yabancı işletmelerin vergisel, hukuki, tüketici koruma, denetim ve yaptırım yükümlülükleri hangi objektif kriterlere göre farklılaştırılmaktadır?
Düzenlemenin temel prensibi “milliyete göre farklı rejim” değil; “aynı faaliyete eşdeğer yük, aynı tüketiciye eşit koruma ve rekabetçi tarafsızlık” olmalıdır.
************************
Sayın Mehmet İşler;
"Mesele rekabetten korkmak ya da 1618 sayılı Kanun’un arkasına saklanmak değildir. Mesele, Türkiye’nin kendi turizm ekonomisini ve kendi dağıtım kanallarını ne kadar güçlü tutmak istediğidir.
Türkiye’deki seyahat acenteleri güçlendirilse, önleri açılsa, dijitalleşmeleri desteklense ve Türk otellerini hem iç pazarda hem de dünyada daha güçlü şekilde pazarlayabilecek yapılar haline gelseler bunun kime ne zararı olabilir?
Neden çözümü sürekli sermayesi çok daha güçlü yabancı şirketlerde arıyoruz? Neden kendi seyahat acentelerimizi, kendi dijital rezervasyon sistemlerimizi ve kendi turizm ekosistemimizi dünya ile rekabet edebilecek seviyeye getirmeyi konuşmuyoruz?
Elbette yabancı platformlar Türkiye’de faaliyet gösterebilir. Mesele yabancı şirkete karşı olmak değildir. Mesele, kendi şirketlerimizi güçlendirmeden pazarın kapılarını çok büyük küresel sermayeye açtığımızda ortaya çıkabilecek güç dengesizliğidir.
Bugün “Otelciler acentelere muhtaç olmak zorunda mı?” diye soruluyor. Peki yarın yerli seyahat acenteleri ve yerli satış kanalları zayıfladığında otellerimiz birkaç küresel platforma muhtaç hale gelirse ne olacak? O zaman komisyon oranlarını, satış koşullarını ve görünürlüğü kim belirleyecek?
Türkiye dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biri. Otelimiz var, ürünümüz var, yetişmiş insan gücümüz var, seyahat acentelerimiz var, milyonlarca misafir ağırlıyoruz. O halde neden kendi gücümüzü ve kendi sistemimizi oluşturmayalım?
Rekabete de dijitalleşmeye de karşı değiliz. Ancak önce kendi sektörümüzü güçlendirelim, yerli seyahat acentelerinin önünü açalım ve onları dünyayla rekabet edebilecek hale getirelim. Sonra herkes aynı kurallarla, aynı sorumluluklarla ve adil şartlarda rekabet etsin.
Türkiye’nin turizmde yalnızca ürünü üreten ülke değil, o ürünü dünyaya pazarlayan ve satışından doğan katma değeri de mümkün olduğunca kendi ekonomisinde tutabilen bir ülke olması gerekir.
**************************
Sayın İşler,
Bir dernek yöneticisi olarak, kanunla kurulmuş TÜRSAB’ı ve seyahat acentelerini küçümserken biraz sektörün hafızasına başvurmanızı tavsiye ederim. Bugün dünya çapında hizmet veren otellerinizin o seviyeye ulaşması için pazar yaratan, turist getiren, Türkiye’yi dünyaya tanıtan ve krizlerde dahi mücadeleyi bırakmayan acentecilerin emeğini bu kadar kolay yok sayamazsınız. TÜRSAB ve seyahat acenteleri olmasaydı, bugün küçümsediğiniz pansiyonculuk ölçeğinden çıkmakta zorlanan pek çok işletme, uluslararası zincirlerin otellerine hâlâ gıptayla bakıyor olabilirdi.
“1618’in arkasına saklanıyorsunuz” demek, bu emeğe karşı hadsizliktir. İnsanların kanundan doğan haklarını savunmasını saklanmak diye nitelendirmek nasıl bir anlayıştır?
Mesele dijitalleşmek değil; aynı pazarda faaliyet gösteren işletmelerin aynı kurallara tabi olmasıdır. Yerli ve yabancı OTA ayrımı yaparak yabancıya ayrıcalık tanınmasını rekabet diye pazarlayamazsınız. Bunun adı bana göre dijital kapitülasyondur. Üstelik yabancı platformlara ayrıcalık açılırken yerli OTA’ların piyasa gücünün nasıl denetleneceğini sorgulamamak, içeride de tröstleşmeye kapı aralamaktır.
Yabancı otel zincirlerini örnek veriyorsunuz. O hâlde cevap verin: Bu zincirler Türkiye’de yerli otellerin tabi olduğu yükümlülüklerden muaf mı tutuluyor? Eşit şartlarda rekabet etmekle bir tarafa ayrıcalık tanımak arasındaki farkı görmeden nasıl böyle ahkâm kesebiliyorsunuz?
Turizm, sizin otelinizin doluluk oranından ibaret değildir. İstihdamıyla, döviz geliriyle, dağıtım kanallarıyla ve ülkenin ekonomik bağımsızlığıyla stratejik bir sektördür. Konuyu yalnızca kendi satış kolaylığından ibaret gören bir anlayışa terk edilemeyecek kadar önemlidir.
Acentecilerin emeğini küçümsemeden ve sektörün geleceği hakkında ahkâm kesmeden önce iki kere düşünmenizi tavsiye ederim.
************************
Paylaşılan bu talihsiz yazı, tartışmanın özünü gözden kaçırıp konuyu “acentelere muhtaç mıyız?” sorusuna indirgemiş. Oysa yazılanlar dikkatle değerlendirildiğinde, TÜRSAB’ın itirazının dijitalleşmeye ya da yabancı platformların Türkiye’de satış yapmasına değil; aynı pazarda faaliyet gösteren işletmelere farklı kurallar uygulanmasına olduğu açıkça görülür.
Yerli seyahat acenteleri Türkiye’deki mevzuata, vergi ve tüketici sorumluluklarına tabi olacak; yabancı platformlar ise aynı pazarda farklı şartlarla çalışacak… Sonra da buna “rekabet” denecek, öyle mi?
Bu rekabet değil; bir tarafın elini kolunu bağlayıp diğerine serbest alan açmaktır.
Yabancı otel markalarını örnek göstermek de bu meseleyi açıklamıyor. Konu yabancı markaların Türkiye’de bulunması değil; Türkiye’de ticaret yapan herkesin aynı kurallara ve yükümlülüklere tabi olup olmadığıdır. Devlet yabancı menşeli otellere ayrıcalık tanısa, yerli oteller de bu imkânlardan yararlanamasa, aynı örnek yine verilir miydi? Bu, eşit rekabet savunusundan çok komik bir ironi.
Yabancı platformlar yerli acentelerle eşit şartlarda faaliyet göstersin, hiçbir itirazımız yok. Hatta onlara tanınan imkânlar yerli işletmelere de tanınsın, yine itirazımız olmaz.
“Acentelere muhtaç mıyız?” diye sormak kolay. Asıl sorulması gereken, Türkiye’deki işletmeler yıllardır tabi oldukları yükümlülüklere uymak zorundayken aynı müşteriye aynı ürünü satan küresel platformların neden farklı şartlarda faaliyet göstermesi gerektiğidir.
Kimse 1618 sayılı Kanun’un arkasına saklanmıyor. İtirazımız, eşitsizliğin “dijitalleşme” ve “rekabet” söylemleriyle meşrulaştırılmasına dır. Belki biraz klişe olacak ama “Eşitlik” bir gün size de lazım olacaktır ..
*************************
Sayın Mehmet İşler’in açıklamalarını ibretle okudum. Aklınca kinaye yaparak seyahat acentalarına, TÜRSAB’a ve 1618 sayılı Kanun’a ayar vermeye çalışmış; ancak meselenin özünden, hukuktan ve sektör gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunu açıkça gözler önüne sermiş.
Kendisine ve kamuoyuna birkaç somut gerçeği hatırlatmakta fayda var:
1. Hukuki Statü ve "Birlik" İllüzyonu
TÜRSAB, Anayasa’nın 135. maddesi ve 1618 sayılı özel kanunla kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde yasal bir meslek birliğidir. Mehmet Bey ise 1618’in arkasına saklanmaktan bahsederken kendi çatısı altına hiç bakmıyor. TÜROFED Başkan Yardımcısı olarak, federasyonunuzun en güçlü omurgası olan AKTOB’un (Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği) dernek statüsünde olmasına rağmen resmi unvanında ve tanıtımlarında pervasızca "BİRLİK" ifadesini kullanmasına bugüne kadar neden tek kelime etmediniz?
Bir yapının kamu hukuku anlamında "birlik" olabilmesi için arkasında kanun olması gerektiğini bilmeyecek kadar sektörden uzak mısınız? Yoksa TÜROFED yönetimi olarak AKTOB’dan "Kanunla kurulmuş birlik olduğunuza dair resmi belgelerinizi ibraz edin" diye talep etmeyi mi unuttunuz? Eğer elinizde böyle bir kanun belgesi varsa lütfen kamuoyuyla paylaşın da hep birlikte aydınlanalım! Kendi kurucu derneğinin kanunsuz "birlik" unvanı kullanmasına göz yumanların, kanunla kurulmuş meşru bir meslek birliğine ve üyelerine hukuk dersi vermeye kalkması tam bir trajikomedidir.
2. Sektör Gerçeği ve Erken Rezervasyon Gerçeği
Tesislerinizin doluluğunu sağlayan, kriz dönemlerinde finansal ve operasyonel riskleri tek başına göğüsleyen ve kış ortasında ödediği erken rezervasyon avanslarıyla nakit akışınızı finanse eden bu acentalardır. Hem acentaların oluşturduğu pazardan ve getirdiği turistten beslenip hem de mikrofonu bulunca acentacılık mesleğini hedef almak en hafif tabirle sektörel vefasızlıktır.
3. 1618 Bir Sığınak Değil, Kamu Düzenidir
1618 sayılı Kanun birilerinin "arkasına saklandığı" keyfi bir kalkan değil; kaçak faaliyeti, merdiven altı organizasyonları engelleyen ve doğrudan Türk turizminin itibarını teminat altına alan emredici bir mevzuattır. Bu kanunun getirdiği denetimden ve yasal çerçeveden kimlerin, neden rahatsız olduğunu sektör zaten çok iyi biliyor.
Özetle; kendi federasyonunun bileşenindeki derneklerin mevzuata aykırı şekilde "Birlik" kisvesine bürünmesine ses çıkaramayanların, 1618 sayılı Kanun'la kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşuna ve binlerce acentaya ayar vermeye çalışması abesle iştigaldir.
Acentalara laf yetiştirmeden önce kendi kapınızın önünü süpürmenizi ve yasal sınırlarınızı öğrenmenizi tavsiye ederim.







