İspanya’da turizm büyümeye devam ederken, yüksek ziyaretçi sayısının ekonomi üzerindeki katkısının yanı sıra yerel yaşam, konut piyasası, çevre ve su kaynakları üzerindeki etkileri de gündeme geliyor. Ülke, temmuz ayına kadar 58,1 milyon turist ağırlayarak yeni bir rekora ulaştı. Turist sayısının 2026 yılı sonunda 100 milyonu aşabileceği öngörülüyor.

Turizm İspanya ekonomisinin önemli bir ayağı

Turizm, İspanya ekonomisindeki ağırlığını koruyor. 2024 yılında turizmin ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasındaki (GSYH) payı yüzde 12,6 olarak gerçekleşti. Bu oran, 2021 yılındaki seviyenin iki katından fazla oldu.

Sektör aynı zamanda 2,7 milyondan fazla kişiye istihdam sağladı. Turizmin toplam istihdam içindeki payı yüzde 12,3 olarak hesaplandı.

Turist sayısındaki artış ise 2026 yılında da devam etti. İspanya, temmuz ayına kadar 58,1 milyon ziyaretçi ağırlayarak yeni bir rekora ulaştı.

Turizm konut piyasasını ve yerel yaşamı etkiliyor

Turizmdeki hızlı büyümenin sosyal etkileri özellikle yoğun ziyaretçi alan şehir ve bölgelerde görülüyor. Konut fiyatları 2024 yılında yeni bir rekor seviyeye ulaşırken, konutların turistik kullanıma dönüştürülmesi yerel sakinlerin yaşadıkları bölgelerden uzaklaşmasına neden olan faktörlerden biri olarak gösteriliyor.

Turistlerin yoğun olduğu bölgelerde geleneksel işletmelerin yerini turistlere yönelik ticari işletmeler alıyor. Kamusal alanların kullanımı da ziyaretçilerin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.

Bu gelişmeler, bazı bölgelerde kitlesel turizme yönelik olumsuz yaklaşımın güçlenmesine ve turizm karşıtı protestoların ortaya çıkmasına yol açtı. Bu süreçte “turizmofobi” kavramı da kullanılmaya başlandı.

Fettah Tamince’den turizm ve enflasyon açıklaması
Fettah Tamince’den turizm ve enflasyon açıklaması
İçeriği Görüntüle

Turizm su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor

Turizmin çevresel etkileri içerisinde su kaynaklarının kullanımı önemli bir başlık oluşturuyor. Turistlerin en yoğun olduğu dönem, İspanya'nın en kurak aylarıyla aynı zamana denk geliyor.

Turizm faaliyetleri aynı zamanda yağışın az, buharlaşmanın yüksek olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. Haziran ayından sonra barajlardaki su seviyesi düşerken, binlerce yüzme havuzu dolduruluyor ve çok sayıda belediyede mevsimsel nüfus önemli ölçüde artıyor.

Ulusal ölçekte turizmin su tüketimindeki payı ise görece sınırlı. Turistlerin ihtiyaçları için, turistik konutlar hariç, yılda yaklaşık 130 hektometreküp su kullanılıyor. Buna karşılık tarımsal kullanım yaklaşık 22 bin hektometreküp seviyesinde bulunuyor. Kentsel su temini ise toplam su tüketiminin yüzde 17’sini oluşturuyor.

Turizm belirli bölgelerde su stresini artırıyor

Ulusal ortalamalar turizmin su tüketimindeki payının sınırlı olduğunu gösterse de turizm talebinin belirli bölgelerde ve belirli dönemlerde yoğunlaşması yerel ölçekte daha yüksek bir baskı oluşturuyor.

Turizm özellikle Akdeniz kıyıları, Endülüs'ün Atlantik kıyıları, Balear Adaları ile Madrid ve Barselona gibi büyük şehirlerde yoğunlaşıyor. Bu bölgeler, İspanya topraklarının yüzde 43'ünü oluşturan ve son derece yüksek su stresi görülen alanlar arasında yer alıyor.

Yağışların düşük olduğu dönemlerde turist sayısındaki ani artış veya su kalitesindeki düşüş, bazı bölgelerde su kıtlığı riskini artırabiliyor.

Bir milyondan fazla geceleme gerçekleşen belediyelerin yüzde 63’ü yüksek veya son derece yüksek su stresi bulunan bölgelerde yer alıyor. Bu belediyelerin yüzde 35’i ise orta-yüksek su stresi bulunan bölgelerde bulunuyor.

Haziran-eylül döneminde gerçekleşen gecelemelerin yüzde 69’u da yüksek su stresi görülen bölgelerde gerçekleşiyor. Söz konusu dönem, su kaynaklarının en sınırlı olduğu yılın bölümünü oluşturuyor.

Bazı turizm merkezlerinde turist sayısı nüfusu katlıyor

Turist sayısı ile yerleşik nüfus arasındaki fark bazı turizm merkezlerinde oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor.

Alicante'deki Jávea'da yaklaşık 20 bin kişi yaşarken, ilçede yıllık turist konaklamalarının sayısı yaklaşık 284 bine ulaşıyor.

Menorca'daki Ciutadella'da yıllık turist sayısı yerleşik nüfusun yaklaşık 16 katına çıkıyor. Girona'daki Roses'ta ise turist sayısı yerleşik nüfusun yaklaşık 17 katı seviyesinde bulunuyor.

Müstakil konutlar ve havuzlar su tüketimini artırıyor

Yüksek turist sayısı, şehir dışındaki doğal alanlarda yeni bir kentsel yayılma biçimini de beraberinde getiriyor. Müstakil evler ve villalar, şehir dışındaki turistik konaklama deneyiminin bir unsuru olarak öne çıkıyor.

Bu yapıların su tüketimi, dikey yapılaşmaya kıyasla bazı durumlarda dört veya beş kat daha yüksek olabiliyor.

Özel yüzme havuzlarının yaygınlaşması da su kaynakları üzerindeki baskının unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Akdeniz kıyısındaki çok sayıda bölgede nüfus-havuz oranı, ülke ortalamasının oldukça altında bulunuyor ve bazı illerde 20 kişiden daha az nüfusa bir yüzme havuzu düşüyor.

Kıyı bölgelerinde doğal yapı değişiyor

Kitlesel turizmin uzun yıllar boyunca yoğunlaşması, doğal alanlarda da kalıcı değişikliklere yol açtı.

Kıyıların turizm amacıyla kullanıma açılması; kumul alanları ve lagünlerin ortadan kaldırılmasına, doğal drenaj sistemlerinin değiştirilmesine, dere ve akarsuların doğal akış dinamiklerinin bozulmasına neden oldu.

Bu değişikliklerin etkileri özellikle sonbahar ve kış aylarındaki yağışlarda ortaya çıkıyor. Dere ve akarsuların yataklarından taşması, hassas alanların uygun olmayan biçimde yapılaşmasının oluşturduğu riskleri görünür hale getiriyor.

İspanya topraklarının yüzde 67’si kurak alan

Su kaynakları üzerindeki baskı, yalnızca turizm merkezlerinin özelliklerinden kaynaklanmıyor. İspanya'nın doğal ve coğrafi yapısı da su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgelerin geniş bir alanı kapsamasına neden oluyor.

İspanya nüfusunun yüzde 80'inin kurak bölgelerde yaşadığı belirtiliyor. Ülke topraklarının ise yüzde 67'si kurak alanlardan oluşuyor.

Madrid, Barselona ve Akdeniz kıyılarının geniş bölümü de kurak alanlar içerisinde bulunuyor.
Turizm ve su yönetiminde planlama ihtiyacı

Çölleşme ve kitlesel turizm kaynaklı baskıların yönetilmesinde, bölgelerin su kaynakları ve coğrafi özelliklerinin dikkate alınması gerekiyor.

Bu kapsamda arazi kullanımının planlanması, su talebi ile mevcut kaynaklar arasında denge kurulması ve su kullanımında verimliliğin artırılması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Ayrıca mevcut su kaynaklarının bir bölümünün ekolojik işlevlerin sürdürülebilmesi için korunmasının, doğal sistemlerin ve toplumun refahının devamlılığı açısından gerekli olduğu ifade ediliyor.

W H A T S A P P

T L G R A M