İngiltere pazarında iptal edilen uçuşlar ve azalan frekanslar Türkiye turizminin rekabet gücü ile fiyat ve imaj politikasını yeniden tartışmaya açıyor.
Bugün yazıya, Turizm Ekonomi’de 8 Şubat’ta yayımladığımız Wizz Air haberiyle başlamak istiyorum. Bu haber özellikle yerel basında çok sayıda spekülasyona konu oldu. Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Türkiye’ye İngiltere’den uçan tüm havayolu şirketlerinin veri bilgileri ve frekansları sistemlerimizde mevcut. Kaynaksız veya kopyala-yapıştır habercilik yapmıyoruz.
Wizz Air’in 84 uçuşu iptal ettiğine ilişkin haberimiz yalnızca birkaç yerel basın kuruluşu tarafından kaynak gösterilerek kullanıldı. Bunun dışında birçok platformda, basın ve meslek ilkelerine aykırı şekilde doğrudan kopyalanarak yayımlandı. Oysa yayımladığımız tüm içerikler arşivde açık şekilde bulunuyor.
Burada basit bir soru sormak gerekiyor: Wizz Air’in 84 uçuş iptali haberini görenler neden Aer Lingus’un Dublin–Dalaman hattında toplam 96 uçuşu iptal ettiğini görmedi? Bunun nedeni oldukça açık. Bazı yayınların peşinde olduğu şey veri ve haber değil, sansasyon.
İstanbul’dan başlayalım. EasyJet, Bristol ve Manchester çıkışlı İstanbul uçuşlarını ay sonu itibarıyla durduruyor. Bu gelişme haftalık toplam 6 frekansın ortadan kalkması anlamına geliyor. Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nane bu durumu “EasyJet bizimle yarışamadı” sözleriyle duyurmuştu. Bu değerlendirme kısmen doğru. EasyJet’in bagaj ücretleri yüksek ve bu durum rekabeti zorlaştırıyor.
Ancak diğer taraftan Pegasus’un turizm bölgelerinde benzer ölçekte rekabet oluşturabildiğini söylemek zor. Yaklaşık 130 uçaklık bir filoya sahip olmasına rağmen İngiltere’den turizm bölgelerine yalnızca Stansted–İzmir ve Stansted–Antalya uçuşları bulunuyor. Bunun dışında doğrudan hat yok.
Peki geçmişte hangi hatlar vardı? Stansted–Dalaman hattı vardı. Kaldırıldı. Manchester–Dalaman hattı vardı. O da kaldırıldı. Manchester–Antalya hattı da benzer şekilde operasyonlardan çıkarıldı.
İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na baktığımızda EasyJet’in Liverpool hattında haftalık bir frekansın kaldırıldığını görüyoruz. TUI’nin Manchester ve Gatwick çıkışlı kendi uçuşları da bulunuyordu. Bu konuyu daha önce haberleştirmiş ve operasyonların SunExpress hatları üzerinden yürütüleceğini yazmıştık. Bu değişim sonucunda haftalık dört frekans ortadan kalktı.
Bodrum tarafında da benzer gelişmeler yaşandı. Edinburgh–Bodrum hattı kaldırıldı ve haftalık iki frekans kaybedildi. TUI’nin Manchester, Birmingham ve Gatwick çıkışlı uçuşları da programdan çıkarıldı. Bu da toplamda haftalık altı frekansın kaybı anlamına geliyor. Jet2’nun Belfast–Bodrum hattı da kaldırıldı. Böylece 2026 sezonunda Belfast’tan Bodrum’a uçan herhangi bir havayolu kalmadı.
Dalaman Havalimanı’na geldiğimizde Wizz Air’in Luton–Dalaman hattını iptal ettiğini görüyoruz. Bunun yanında Aer Lingus da Dublin–Dalaman hattında haftalık dört frekans olmak üzere toplam 96 uçuşu programdan çıkardı. Aer Lingus artık Türkiye’de yalnızca İzmir’e uçuyor. Bu havalimanı aynı zamanda şirketin Türkiye’de uçtuğu ilk noktaydı.
SunExpress tarafında da planlamalarda değişiklikler yaşandı. Haftalık iki frekansla başlatılan yeni bir hat daha sonra haftalık beş frekans azaltıldı. Ayrıca 2026 sezonunda başlaması planlanan SunExpress Dublin–Dalaman uçuşları da iptal edildi. Eğer bu uçuşlar yeniden sistemde açılırsa elbette haberini yapacağız. Ancak şu an için böyle bir operasyon görünmüyor.
İngiltere pazarındaki bir diğer değişim Corendon tarafında yaşandı. Corendon daha önce İngiltere’den İzmir, Bodrum ve Dalaman’a uçuyordu. Ancak 2024 itibarıyla bu üç havalimanından tamamen çekildi. Şirket artık İngiltere’den yalnızca Antalya’ya uçuyor. Birmingham, Stansted, Gatwick, Glasgow, Newcastle ve Manchester çıkışlı tüm operasyonlar Antalya’ya yönlendirilmiş durumda.
Yaklaşık bir ay önce Antalya’da ciddi bir artış görmediğimi yazmıştım. Bunun nedeni TUI ile Freebird arasındaki partnerliğin sona ermesi ve Jet2’nin üç frekans eklemesiydi. Ayrıca Mavi Gök Havayolları Teesside–Antalya hattını başlatıyordu. Ancak son bir ay içinde daha olumlu gelişmeler yaşandı. Mevcut planlamalara bakıldığında 2026 sezonunda İngiltere pazarının Antalya genelinde yaklaşık yüzde 10 büyümesi mümkün görünüyor. Elbette bu tahmin bölgesel kriz veya jeopolitik risklerin yaşanmaması koşuluna bağlı.
Turizmde yaşanan gerilemeyi yalnızca pahalı bir destinasyon olmakla açıklamak yeterli değil. Sorunun önemli bir bölümü imaj ve fiyat politikasıyla ilgili. Geçtiğimiz ağustos ayında yaşadığım bir olay bunu açık şekilde gösteriyor. Bölge ismi vermiyorum çünkü bazıları bunu karalama olarak yorumlayabiliyor. Turist bir çift taksiden indi ve 10 sterlin verdi. Taksici “no change” diyerek para üstünü vermedi. Muhtemelen bildiği iki İngilizce kelime buydu. Çifti durdurup nereden bindiklerini sordum. Güzergâh çok netti. En fazla 300 lira tutabilecek bir mesafe için 560 lira aldı ve para üstü vermedi.
Bu durum yalnızca o turistleri değil, dürüst şekilde çalışan tüm esnafı da olumsuz etkiliyor. Belki o gün bir kazanç sağlanıyor ancak uzun vadede destinasyon imajı zarar görüyor.
Fiyat dengesizliği yalnızca ulaşımda değil. Zincir marketlerde yaklaşık 6 liraya satılan bir suyun turistik bir restoranda 50 veya 75 liraya satıldığını görüyoruz. Elbette işletmelerin kira, vergi, personel, enerji ve sigorta gibi giderleri var. Ancak bir ürünün fiyatı bu kadar büyük farklarla değişmemeli.
Benzer bir durumu tekne turlarında da yaşadım. Ağustos ayında tekne turuna çıkmak için fiyat sorduk. Bir teknede yalnızca yemek için 1600 lira istendi. Başka bir teknede 1500 lira söylendi. Üçüncü teknede ise 1100 liraya yemek ve alkolsüz içecekler dahil bir paket sunuldu. Aynı hizmet için bu kadar büyük fiyat farkları kısa vadeli kazanç anlayışının sonucu.
Dünyanın birçok ülkesinde serbest piyasa ekonomisi var. Ancak fiyatlar arasında bu ölçekte uçurumlar bulunmuyor. Bu nedenle turizmde yaşanan sorunları yalnızca maliyetlerle açıklamak gerçekçi değil.
Geçtiğimiz yıl yaklaşık 1,5 milyon Türk vatandaşı Yunanistan kıyılarını ziyaret etti. Mevcut eğilimlere bakıldığında bu yıl bu rakamın düşmesi beklenmiyor. Aksine artış yaşanması olası.
Turizmde sezon başında yüksek fiyat belirleyip sezon sonunda fiyatları düşürmek de sektörün kronik sorunlarından biri. Sezon başında yüksek fiyat uygulanırken sezon sonunda turist sayısı azaldığında fiyatlar hızla düşüyor. Oysa birçok uluslararası destinasyonda fiyat politikası daha dengeli yürütülüyor. Fırsat turizmi kısa vadede gelir sağlasa da uzun vadede marka değerini zedeliyor.
Turizmde bakış açısı değişmediği sürece yalnızca pahalılık değil, imaj ve fiyat dengesi sorunu da devam edecek. Bu yaklaşım sektörün rekabet gücünü zayıflatıyor.
Yazıyı bitirirken turizmde herkesin pastadan pay almasını umut ediyorum. Bu değerlendirmeleri felaket tellallığı yapmak için değil, turizme yatırım yapan iş insanlarının ve sektörde çalışanların mevcut tabloyu daha net görebilmesi için paylaşıyorum.
Eskiden turizm çalışanları sezon boyunca biriktirdikleri parayı kış ayları için saklayabiliyordu. Bugün ise sezon kazancının aynı değeri taşıdığını söylemek zor.
Mevcut verilere göre Antalya hariç diğer üç büyük turizm havalimanında yolcu sayısında yüzde 10 ila yüzde 15 arasında bir düşüş yaşanması olası görünüyor. Bu eğilimin 2028’e kadar devam etmesi de sürpriz olmayacaktır.
Maliye Bakanlığı’nın alkollü ve alkolsüz içeceklerde ciddi fiyat indirimi seçeneklerini gündeme alması gerektiği sıkça dile getiriliyor. Aynı şekilde oda başkanlıklarının üyeleriyle düzenli toplantılar yaparak fiyat politikaları konusunda uyarılarda bulunması da önemli.
Elbette fiyatları sıfırlamak mümkün değil. Ancak makul alt ve üst sınırlar belirlenebilir. Fahiş fiyat politikası turizmde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Hanutçuluk konusunda geçmişe göre önemli ilerlemeler sağlandı ancak sorun tamamen ortadan kalkmış değil.
Yeni sezona karamsar bir tabloyla bakmak yerine sektörün neler yapabileceğini düşünmesi gerekiyor. Bir dönem rakip destinasyonlar Türkiye ile fiyat ve hizmet kalitesi açısından rekabet etmekte zorlanıyordu. Bugün ise tablo kısmen tersine dönmüş durumda.
Bu nedenle Türkiye’ye gelen her turistin değerini bilmek ve uzun vadeli turizm politikaları oluşturmak artık her zamankinden daha önemli hale geliyor.
