“İsrail ve ABD’nin İran'a karşı yürüttüğü savaşın mevcut aşaması, askeri stratejide iki farklı “tırmanma” yaklaşımının karşı karşıya geldiği kritik bir sınav alanına dönüşmüş durumda. Uzmanlara göre bu süreç, tarafları giderek daha karmaşık ve maliyetli bir çatışmaya sürükleyebilecek bir “tırmanma tuzağı” riski barındırıyor.”
Bunlar, İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian’da yayınlanan “İran savaşında tırmanma tuzağı: Çatışma daha maliyetli hale gelebilir” başlıklı haberde yer alan ifadeler.
ABD ile İsrail’in İran’a dönük saldırılarının net bir sonuç üretmediğine dikkat çekilen Peter Beaumont imzalı makalede, “Kampanyanın ilk aşamasında İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve bazı kilit isimlerin öldürülmesine rağmen, İran’daki rejim varlığını sürdürürken yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının güvenliği de sağlanamadı. Bu süreçte hava saldırılarının yoğunluğu artarken hedef sayısı da genişliyor.” denildi.
İran’dan “yatay tırmanma” stratejisi
İran’ın ise kendisine saldıran bu iki ülkeye ise uzun süredir hazırlığını yaptığı “yatay tırmanma” stratejisiyle karşılık verdiği ifade edilen analizde “Bu yaklaşım, çatışmanın coğrafi kapsamını genişletmeyi ve özellikle Körfez ülkelerini hedef alarak savaşın maliyetini Washington ve küresel ekonomi için artırmayı amaçlıyor. Enerji arzı ve ticaret yolları bu stratejinin merkezinde yer alıyor Uzmanlara göre önümüzdeki günler ve haftalar, giderek kırılgan hale gelen çok kutuplu dünyada ABD askeri gücünün etkinliği konusunda önemli dersler ortaya koyabilir.” tespitlerine yer verildi.
Taktik başarı – stratejik belirsizlik
Analistler, ABD-İsrail saldırılarının taktik ve stratejik seviyeleri arasında büyüyen farkın “tırmanma tuzağı” riskini artırdığına dikkat çekiyor. Taktik düzeyde operasyonlar başarılı görünüyor; hava saldırıları hedeflerini vurabiliyor. Ancak stratejik düzeyde, yani savaşın siyasi ve ulusal güvenlik hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı ve bunun hangi maliyetle gerçekleştiği sorusu hâlâ yanıtsız.
ABD’li tarihçi ve hava gücü üzerine çalışmalarıyla bilinen Robert Pape’e göre bu tuzak birkaç aşamadan oluşuyor. Pape, ilk saldırının taktik olarak neredeyse yüzde 100 başarı sağladığını ancak bunun stratejik başarıya dönüşmemesi nedeniyle ikinci aşamaya geçildiğini belirtiyor.
Bu aşamada saldıran taraf, askeri üstünlüğüne güvenerek operasyonları daha da genişletiyor ve “tırmanma merdiveninde” bir üst basamağa çıkıyor. Ancak bu da stratejik başarı getirmezse kriz daha riskli seçeneklerin gündeme geldiği üçüncü aşamaya ulaşıyor. Pape’e göre mevcut durum ikinci aşamada ve üçüncü aşamanın eşiğinde.
“Kontrol Yanılsaması” Uyarısı
Pape, Trump yönetiminin ilk saldırıların başarısından etkilenerek silah sistemlerinin hassasiyetine dayalı bir “kontrol yanılsaması” geliştirdiğini savunuyor. Bu durumun Tahran’ı küresel ekonomik ve siyasi etkileri daha geniş olan bir tırmanma modeline yönelttiği değerlendiriliyor.
İran’ın Körfez ülkeleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki ticari taşımacılığı hedef alması, Washington için savaşın maliyetini doğrudan askeri karşılık kapasitesinin ötesinde artırabileceğini gösteriyor.
Pape’e göre bu saldırılar aynı zamanda ABD ile Körfez ülkeleri arasında siyasi ayrışma yaratmayı hedefliyor. Bölge halklarının “İsrail’in genişlemeci politikalarının tetiklediği bir savaşın bedelini neden biz ödüyoruz?” sorusunu sormaya başlaması stratejinin bir parçası olarak görülüyor.
Çatışmanın bölgesel yayılma riski
İsrail tarafı ise yeni bir tırmanma sinyali verdi. Savunma Bakanı Israel Katz, İran destekli Hizbullah’a karşı mücadele kapsamında Lübnan’daki operasyonların genişletilmesi için orduya hazırlık talimatı verdiğini açıkladı. Katz, Hizbullah’ın roket saldırılarının sürmesi halinde İsrail’in bölgede toprak kontrolüne kadar gidebilecek adımlar atabileceğini belirtti.
ABD politikası Trump’ın kararlarına bağlı
ABD’nin İran özel temsilciliğini yürütmüş ve nükleer müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapmış Robert Malley’e göre Washington’un çatışmada nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde Trump’ın karar alma tarzı belirleyecek.
Malley, bir noktada diplomatik bir “çıkış rampası” oluşabileceğini ancak çatışmanın kısa sürede düşünülmeyen seviyelere de ulaşabileceğini ifade ediyor. Buna kara birliklerinin devreye girmesi, kritik altyapının hedef alınması, İran topraklarının bir bölümünün kontrol altına alınması veya etnik gruplarla iş birliği gibi senaryolar dahil.
Bu tür adımların İran tarafından sert karşılıklar doğurabileceğini belirten Malley, özellikle ABD hedeflerine yönelik saldırı ihtimaline de dikkat çekiyor. Böyle bir durumda Washington’un tepkisinin öngörülemez olabileceği vurgulanıyor.
Küresel stratejik denklem
Royal United Services Institute’den Jack Watling’e göre çatışmanın seyri yalnızca sahadaki gelişmelerle değil, Washington ve Tel Aviv’deki stratejik tartışmalarla da şekilleniyor. ABD savunma bürokrasisi ile Trump’ın yakın çevresi arasında farklı yaklaşımlar bulunduğu belirtiliyor.
ABD stratejik çevrelerinde Çin ile olası bir devletler arası çatışma riskinin giderek daha fazla tartışılması, Washington’un aynı anda birden fazla cephede kriz yaşamaktan kaçınma isteğini güçlendiriyor. Bu nedenle bazı çevreler İran operasyonunun sınırlı hedeflerle yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşın Trump’ın İran üzerinde daha kapsamlı bir “zorlayıcı kontrol” kurmak istediği ifade ediliyor.
Hürmüz Boğazı kritik nokta
Watling’e göre İran’ın Körfez’deki misilleme modeli yalnızca karşı saldırı niteliği taşımıyor; aynı zamanda bölgesel caydırıcılığı yeniden tesis etmeyi amaçlıyor. İran’ın füze ve drone saldırılarının yoğunluğu azalsa bile bu durum “yatay tırmanma” stratejisinin sona erdiği anlamına gelmeyebilir.
Bu senaryoda İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz ticaretini uzun vadeli bir baskı unsuru haline getirmesi olasılığı gündeme gelebilir.
Vietnam benzeri “kademeli tırmanma” riski
ABD’li dış politika uzmanı Robert D. Kaplan ise çatışmanın başka bir risk taşıdığına dikkat çekiyor: “kademeli tırmanma” eğilimi. Kaplan’a göre İran’da bir iç savaş ya da benzeri bir kaos ortamı oluşursa Washington yönetimi taraflardan birine destek vermek için özel kuvvetler ve danışmanlar göndermeye zorlanabilir.
Kaplan, Vietnam Savaşı’nın yıllar içinde adım adım büyüyerek orta ölçekli bir savaşa dönüştüğünü hatırlatarak İran’daki gelişmelerin benzer bir yola girebileceği uyarısında bulunuyor.