Rıdvan Ensari
Bir yıl… Küresel dengelerin değişmesi, coğrafyaların ateş çemberine dönüşmesi, ekonomik hesapların altüst olması ve milyarlarca dolarlık yatırımların risk altına girmesi için bazen bir yıl bile fazla.
Etrafı ateş çemberiyle çevrili bir coğrafyada yaşıyoruz. (Bkz. Global Risk Map.) Üstelik yalnızca bugünün krizleriyle değil, insanlık tarihinin büyük savaşlarından kalan izlerle de çevriliyiz. (Bkz. Savaş Yoğunluğu Haritası.)

Tarih boyunca orduların geçtiği, imparatorlukların yükselip yıkıldığı, sınırların yeniden çizildiği bu topraklarda yaşıyoruz. Coğrafyanın bize sunduğu fırsatlar kadar, önümüze koyduğu riskler de var.
Böyle bir yerde yaşamak, sıradan tedbirlerle mümkün değil.
“Göz ola dağın ardını göre, akıl ola başa geleceği bile.”
Kadim Türk irfanının bu öngörüsünü hatırlamanın tam zamanı.
Çünkü bu ülkede yatırımcı olmak, yalnızca iyi bir fizibilite hazırlamak, doğru maliyet hesabı yapmak ve pazarın geleceğini öngörmekten ibaret değil. Bütün hesaplarınızı kusursuz yaptığınızı düşünün; bir sabah uyandığınızda hesaplarınızda olmayan bir gelişme, bütün dengeleri değiştirebilir.
Krizler gelir, geçer. Ancak her krizin ardından geriye kalan ekonomik tahribat, çoğu zaman krizden daha uzun ömürlüdür.
Biz krizlere alışkınız. Hatta bir anlamda krizlere karşı geliştirdiğimiz antikor seviyemiz yüksek. Fakat burada gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: Krizlere dayanıklı olmak başka, her krizle birlikte varlıklarımızın erimesine razı olmak başka.
Dayanıklılığımızı, kayıplarımızı normalleştirmenin bahanesi hâline getirmemeliyiz.
Turizm yatırımcısı geleceğini nasıl planlayacak?
Turizm ve konaklama sektörü, bu coğrafyanın sunduğu büyük potansiyeli ekonomik değere dönüştüren alanların başında geliyor. Ancak aynı zamanda jeopolitik gerilimlere, güvenlik algısındaki değişimlere, döviz hareketlerine, enerji maliyetlerine ve talep daralmalarına karşı son derece hassas.
Bir otelin yatırım kararı yıllar öncesinden alınır. Sermaye bağlanır, kredi kullanılır, istihdam yaratılır, işletme maliyetleri üstlenilir. Yatırımcı, gelecekteki gelirini ve geri dönüş süresini hesaplayarak yola çıkar.
Peki ya o geleceği şekillendiren koşullar, yatırımcının kontrolü dışındaki gelişmelerle bir anda değişirse?
Yatırımcı bütün riskleri kendi başına mı üstlenecek? Kamu otoritesi, ülkenin turizm gelirlerini ve yatırımlarını etkileyen küresel gelişmeleri yalnızca ortaya çıktıktan sonra mı değerlendirecek?
Asıl mesele burada başlıyor.
Krizlerin gayrisafi hasıla (GSH) üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri doğru analiz edilmeli; sektörler arasındaki etkileşimler hesaba katılmalı. Turizm gelirlerindeki olası bir düşüşün istihdamdan vergi gelirlerine, tedarik zincirinden yeni yatırım kararlarına kadar uzanan etkileri birlikte değerlendirilmelidir.
Bunun için günü kurtaran kararların ötesine geçen, senaryolara dayalı ve uzun vadeli bir planlamaya ihtiyacımız var.
Yatırımların planlanması ve koordine edilmesi konusunda devlet aklına ihtiyacımız var.
Şakaya gelir işler değil.
Devlet aklı, güven meselesidir
Yüzyıllardır bu coğrafyada ayakta kalabilmek elbette bir devlet geleneğinin, stratejik aklın ve tarihsel tecrübenin sonucudur. Ancak geçmişten gelen bu miras, yalnızca gurur duyulacak bir hatıra değil, bugünün sorumluluğudur.
Devlet aklı dediğimiz şey; tehlikeyi kapıya dayandığında fark etmek değil, yaklaşan tehlikenin işaretlerini önceden okuyabilmektir.
Yatırımcıya güven vermek, yalnızca teşvik açıklamakla olmaz. Öngörülebilir bir ekonomik ortam oluşturmak, hukuki güveni korumak, kriz senaryolarına hazırlıklı olmak ve alınan kararların sonuçlarını önceden değerlendirmek gerekir.
İnsanların geleceğe duyduğu güvenin sarsılması, yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Sermayenin beklemeye geçmesine, yatırımların ertelenmesine ve ülkenin uzun vadeli potansiyelinin zayıflamasına neden olabilir.
Bu nedenle kamu güvenini zedeleyen, ülkenin ekonomik dayanıklılığını tehlikeye atan ve ortak geleceğe zarar veren davranışlar karşısında hesap verebilirlik vazgeçilmezdir. Sorumluluk, makamın büyüklüğüyle birlikte büyümelidir.
Enseyi karartmak yok, tedbiri elden bırakmak da!
Bu coğrafya bize çok şey öğretti. En zor koşullarda ayakta kalmayı, değişen dengelere uyum sağlamayı ve krizlerden çıkış yolları bulmayı öğrendik.
Ancak tecrübeli olmak, her yeni krizi eskisi gibi karşılayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Dün işe yarayan yöntemler, yarının risklerini karşılamaya yetmeyebilir.
Dünya değişiyor. Üstelik bu değişim, bazen onlarca yılda değil, yalnızca bir yılda gerçekleşiyor.
Bu nedenle yatırımcılarımızın risk algısını güncellemesi, işletmelerimizin alternatif senaryolar hazırlaması ve kamu yönetiminin uzun vadeli stratejiler geliştirmesi artık bir tercih değil, zorunluluk.
Her gelişmenin arkasında mutlaka bir plan aramak doğru olmayabilir. Fakat küresel gelişmelerin birbirini tetikleyen sonuçlarını görmezden gelmek de affedilmez bir öngörüsüzlüktür.
Bu coğrafyada yaşamak cesaret ister; bu coğrafyada yatırım yapmak ise cesaretin yanına akıl, öngörü ve tedbir koymayı gerektirir.
Enseyi karartmak yok.
Ama geleceği yalnızca umut ederek beklemek de yok.
Çünkü bazen bir yıllık değişimi doğru okuyamamanın bedelini, bir ömür boyunca ödeyebilirsiniz.






