Melania Törün’ün “Sorun ürün değil, görünürlük: Türkiye’nin otantik turizm potansiyeli” başlıklı yazısı şöyle:
Türkiye turizm sektörü her şey dahilden çok daha fazlası ama bunu kim anlatıyor?
Türkiye, onlarca yıldır Avrupa’nın en başarılı tatil ülkelerinden biri oldu. Sahil otelleri, güçlü uçuş bağlantıları ve tüm fiyat artışlarına rağmen hâlâ cazip sayılabilecek fiyat-performans dengesi, ülkeyi turizmde gerçek bir güç hâline getirdi.
Elbette klasik tatil otelciliği hâlâ işlemeye devam ediyor.
Yurt dışında Türkiye hâlâ çoğu zaman “güneş, deniz ve açık büfe” kalıbıyla algılansa da, bazı Alman tur operatörleri için ülkede çoktan farklı bir gerçeklik şekillenmiş durumda. Türkiye artık yeni, nitelikli ve sessiz bir ürün segmentiyle öne çıkıyor: otantik seyahatler, bireysel deneyimler ve köklere dönüş.
Ve belki de Türk turizminin en büyük fırsatı tam da burada yatıyor fakat bu fırsatı hâlâ yeterince anlatamıyoruz.
Ege’de yol alan, Kapadokya’yı yalnızca balondan yukarıdan izlemekle yetinmeyen, Likya kıyılarında tur otobüslerinin artık uğramadığı yollara sapan herkes şunu hemen fark eder:
Türkiye olağanüstü seçeneklerle dolu.
Tarihi taş evlerde butik oteller ortaya çıkıyor, özel ve sakin yetişkin otelleri var; sesli olmak zorunda kalmadan da özel olabilen yerler... Bölgesel kimliği yalnızca dekor olarak kullanmayan, gerçekten yaşatan tasarım otelleri…
Bunun yanında, hedefin yalnızca bir otel olmadığı, yolculuğun kendisinin deneyime dönüştüğü self-drive rotalar var: zeytinlikler, pazarlar, küçük lokantalar, şarap bağları…
Bunlar sadece konaklama değil — bunlar hikâyeler.
Bazı tur operatörleri bu ürün yelpazesini çoktan fark etti ve özellikle seçici hedef kitlelerde büyük başarı sağlıyor.
Çünkü bugün birçok insan artık kalabalık değil, kişilik arıyor: büyük tesisler yerine küçük ve özel oteller, standart büfeler yerine yerel mutfak, sürekli animasyon yerine gerçek karşılaşmalar, paketlenmiş geziler yerine özgürlük.
Ve yine de Türkiye uluslararası pazarda hâlâ çoğunlukla tek yönlü satılıyor.
Türkiye imajı hâlâ Antalya, her şey dahil, aile resortları ve uygun fiyatlı sahil tatili üzerinden şekilleniyor.
Bu elbette önemli bir pazar, ama Türkiye bundan ibaret değil.
Bugün yalnızca “deniz-güneş-güneş” oteli anlatan bir iletişim, bireysellik arayan ve bunun için daha fazla ödemeye hazır olan misafirleri kaybeder.
Türkiye bu nedenle çoğu zaman gerçek değerinin altında konumlandırılıyor. Oysa çok daha fazlası olabilir.
Otantik turizm sadece güzel değil, aynı zamanda ekonomik olarak da akıllıca.
Butik ve deneyim odaklı seyahatler yalnızca imaj meselesi değildir, daha yüksek katma değer sağlar. Daha yüksek günlük harcamalar, daha uzun konaklamalar, gelirlerin bölgelere daha dengeli dağılımı, daha az fiyat baskısı, daha sürdürülebilir yapılar...
Ekonomik zorlukların arttığı dönemlerde bu segment istikrar sağlayıcı bir faktör olabilir. “Köklere dönüş” geriye gidiş değil; kalite, derinlik ve gelecek demektir.
Türkiye Avrupa’nın en zengin turizm portföylerinden birine sahip.
İtalya gibi Akdeniz yaşam tarzını, Yunanistan gibi butik otel kültürünü, İspanya gibi road trip rotalarını ve Fransa ile yarışabilecek bir gastronomiyi sunabiliyoruz. Üstelik çoğu zaman daha samimi, daha insani, daha sıcak bir şekilde.
Ancak bunun için Türkiye’nin bu yönünü görünür kılacak ulusal bir pazarlama anlayışına ihtiyaç var: Yalnızca yatak kapasitesini değil atmosferi, yalnızca fiyatı değil deneyimi, yalnızca resortları değil bölgeleri anlatan bir anlayış…
Bu segment kolay bir ürün değil, son derece hassas bir güven ürünüdür.
Otantik turizm kendi kendine büyüyen bir alan değildir. Butik oteller, self-drive rotalar ve bireysel deneyim seyahatleri; yıldız sayısı, havuz büyüklüğü ya da oda sayısıyla satılan klasik paket tatiller gibi çalışmaz. Burada mesele atmosfer, kültürel incelikler, beklentiler ve her şeyden önce güvendir.
Her turizmci Türkiye’yi tüm yönleriyle gerçekten tanıyor ve hissetmiyor. Bir ülkeyi yalnızca gezmek yetmez, onu hissetmek gerekir.
Ege koyunun bir Anadolu köyünden ne kadar farklı olduğunu bilmek gerekir; Alaçatı’nın bir yaz akşamında nasıl bir ses taşıdığını, Mardin’in bal rengi ışığında nasıl bir sessizliğe büründüğünü anlayabilmek gerekir.
Bu ürün hakkında yalnızca okuyarak bilgi edinemezsiniz, ona dokunmalısınız. Otantik turizm bir mal değildir; anlatıdır, deneyimdir, duygudur.
“Gerçek yerler” arayışı artık bir niş değil, büyüyen bir trend. Türkiye bunun için her şeye sahip. Sorun ürün olmaması değil. Sorun görünürlük.
Bu nedenle bu segmentin odaklı bir şekilde desteklenmesi gerekir: uzmanlaşmış tur operatörleri, klasik destinasyonların ötesine geçen kampanyalar, turizm profesyonelleri için eğitimler.
Türkiye’yi yalnızca bir destinasyon değil, küçük incilerle dolu bir deneyim alanı olarak pazarlayan bir strateji.
Çünkü Türkiye daha fazlasını yapabilir, çok daha fazlasını. Sadece bunu anlatması gerekiyor.