13 Ocak 2026’da Etiyopya’nın Omo Vadisi’nde turistik bir gezi sırasında pusuya düşürülerek katledilen Türk vatandaşları Erdoğan Akbulak ve Cengizhan Güngör’ün hikâyesi, sadece bir güvenlik zafiyetini değil, sonrasındaki derin sahipsizlik hissini de gözler önüne seriyor. Yıllardır bölgeyi tanıyan bir rehber eşliğinde hem bölgeyi gezmek hem de yerel halka yardım götürmek için ülkeye giden iki Türk vatandaşı ve bir yerel rehber, makinalı tüfeklerle yaylım ateşine tutularak katledildi. Aradan aylar geçmesine rağmen olayın aydınlatılmasına ilişkin hiçbir adım atılmadı. Katliam sonrası soğuk bir hukuki ve diplomatik sessizlik hakim. Cenazelerin Türkiye’ye getirilmesindeki yardımlara müteşekkir olan aileler, şimdi asıl can yakıcı soruyu soruyor: "Kendi ülkemizde ağırladığımız turistlerin haklarını titizlikle korurken, yabancı topraklarda can veren kendi turist vatandaşımızın hakkını neden aramıyoruz?"
Saldırıda kuzeni Erdoğan Akbulak’ı kaybeden Silkar Turizm Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Silahtaroğlu ile trajedinin birinci elden tanığı Tarık Hotamışlıgil’in Turizm Ekonomi için keleme aldıkları metni okurlarımızın ve kamu kurumlarının dikkatine sunuyoruz...
“Bizim turist haklarımız yok mu?
"2026 yılı hepimiz için sıkıntılar ile dolu bir sene olarak başladı. Ancak daha ocağın ilk günlerinde bizim ailemize ateş düştü.
Sevgili kuzenim Erdoğan Akbulak, daha önce bölgeye 5 kez gitmiş, gezgin ve neredeyse yarım asıra yakın arkadaşı olan Tarık Hotamışlıgil’in liderliğinde bir grup arkadaşı ile yıllardır çok arzu ettiği bir ülkeye; masum olduğunu düşündüğü yerel insanları görmek, tanımak ve çocuklarını bir sürü hediye, oyuncak, çikolata ve kıyafetler ile sevindirmek için Etiyopya’ya gitti.
Bundan sonrasını Tarık Hotamışlıgil’in kendi kelimeleri ile dillendirmek istiyorum:
"Oraya beş kez gittim ve en ufak bir kabalıkla dahi karşılaşmadım"
“Erdoğan’la 43 yıl önce arkadaşlık etmeye başladım, o günden bu yana arada sırada gördüğüm değil, çok sıkı dostluğum olan bir insandı. Olaydan sonra yanına ilk vardığımda onu arabada o halde görmek, sevmek, okşamak, şimdi kalksa diye hayal kurmak anlarımı saatlerce üzerimden atamadım. Hala bu durumla baş etmeye çalışıyorum.
Benim profesyonel olarak yaptığım iş Mali Müşavirliktir aynı zamanda ben bir gezginim. Seyahatlerimi kendim için planlarım, gelmek isteyen dostlarım o coğrafyaları daha önce deneyimlediğim için benimle gezmeyi isterlerse katılırlar. Yaptığım gezilerin zorluklarını ve iyi düşünmeleri gerektiği konusunu defalarca onlara anlatırım, kimseye gelin gidelim demem, ben tur operatörü değilim, söylediğim gibi sadece gezginim. Uluslararası sitelerde ve turizm şirketlerinin yayınlarında ülke bilgileri açıklanıyor. Ben de oraları takip edip kendi rotamı oluşturuyorum.
Unesco Dünya Mirasları listesindeki Omo vadisine 5 kez gittim, o güne kadar hiçbir kabalıkla bile karşılaşmadım. Çünkü hem Etiyopyalılar iyi insanlar hem de çok güvendiğim insanlarla ülkeyi geziyorum, kimse riskli bölgelere turist de götürmez, kendisi de gitmez. Ben de bunu talep etmem.
Bölgeye girerken aldığımız koruma, kamp yerinde bıraktığımız çadırlarımızı ve eşyalarımızı koruma amaçlıydı, 2 gün bizimle kaldı, dönüş yoluna geçtiğimizde aldığımız yerde indirdik, biz yola devam ettik.
Biz bölgeye geldiğimizde Fransız bir fotografçının getirdiği 4 arabalık bir fotografçı ekibi de bölgedeydi, bizden 1 gün önce yola çıktılar, aynı yerlere gidecektik. Onlar hiçbir sorunla karşılaşmadan yollarına devam edebildiler.”

"Fotoğraf makinelerinin bulunduğu aracu hedef aldılar"
Kuzenimin birlikte olduğu grubun 2 araç ile seyahat ettiği bölge, her türlü turistik grupların ve araçların kullandığı bir güzergâh. Araçlarında profesyonel fotoğraf makineleri ve çocuklar için şeker, çikolata, kıyafet ve oyuncaklar var. Maalesef makinalar kuzenimin olduğu arkadaki araçtaymış. Korumaların ayrılmasından kısa bir süre sonra sözde güvenli turistik bölgede pusu kurmuş haramiler, birinci araç isabet almadan geçebiliyor ancak kuzenimin, Cengizhan Bey’in ve makinaların bulunduğu ikinci aracı makinalı tüfekler ile yaylım ateşine tutuyorlar. Araçtaki yerel rehber şoför, kuzenim Erdoğan Akbulak ve diğer Türk vatandaşımız Cengizhan Güngör olay yerinde birden fazla kurşun ile yaşamlarını yitiriyorlar. Önden giden diğer araç ateş seslerini duyup geri geri gelip bakmak istiyor. Ancak virajı geri geri döndüklerinde kurşun yağmuruna tutuluyorlar. Atik davranan yerel şoför hızla gaza basarak olay yerinden uzaklaşıyor ve çok kısa bir mesafe uzaktaki güvenlik noktasına gidip yardım talep ediyorlar. Bu arada büyükelçimiz de bilgilendiriliyor. Maalesef 45 dakikadan sonra asker desteği ile geri gidebilmek için izin çıkıyor. Olay yerine gidildiğinde aracı olay yerinde ancak araçtaki 2 si Türk 3 kişi oturdukları yerlerinde hayatlarını kaybetmiş ve araçtaki her şey alınmış şekilde buluyorlar.
Böylesine vahşice katliam sonrası cenazeler, Sayın Büyükelçimiz ve Etiyopya Turizm Bakanının adım adım takibi ile ve liderliği ve kontrolü ile çok uzun, tehlikeli ve meşakkatli bir süreç sonrası başkent Addis Ababa’ya nakledilerek oradan da ülkemize getirildi ve cenazemizi üçüncü gün öğleden sonra teslim alabildik.
Sayın Hotamışlıgil şöyle devam ediyor:
"Hiç kimse bir şey yapmadı, bizi yok saydılar"
“Bu olayı 12 Ocak sabahı yaşadık, 13 Ocak gece yarısı uçaktaydık. Bunu da Konsolosluğumuz ve Etiyopya Turizm Bakanı sağladılar.
Olayın erkenden duyulmamasını talep eden Etiyopya Güvenlik ve Dışişleri makamlarıydı. Biz acımıza rağmen talimata uyduk ancak bilginin Türkiye’de nasıl haberleştiğini hiç anlamadık, çünkü ailelerimizden başka hiç kimseyi bilgilendirmedik ve konuşmadık. Yalan yanlış yazılanları düzeltmek için Sayın Büyükelçi bir bilgilendirme yazısı yazdı, yazıyı Türk Dışişleri bakanlığı kontrol edip onayladıktan sonra Anadolu Ajansına verilebildi.
Büyükelçimiz, elinden gelenin fazlasını yaptı, ona teşekkürlerimi defalarca ilettim. Bize ayrıca destek olan Etiyopya Turizm Bakanıydı. Bilmenizi isterim ki bizzat bizimle ve Büyükelçimizle olayın sonrasını adım adım takip ettiler. Büyükelçimiz dışında Türkiye’den hiçbir kamu veya özel kurum ve kuruluş, hiçbir devlet görevlisi hiçbir şey yapmadı, bizi yok saydılar.
Devlet politikaları benim bilgi düzeyimi aşıyor. Ancak “bir Avrupalı, bir Amerikalı gibi değerli yurttaş “bir bilinmediğimizin maalesef ki farkındayım. Ben 43 yıllık bir dostumu, çok sevdiğim kardeşlerimi kaybettim, hazmetmek ve kabullenmek mümkün olamıyor. Devletimizin çözmek, suçluların yakalanmasını sağlamak için üstlenmediği bu olayı belki orada dava açarak sürdürmek, Etiyopya güvenlik güçlerini olayı soğutmadan suçluları aramayı sürdürmelerini sağlamaya çalışmak etkili olabilir.”
Olayın aydınlatılmasına ilişkin talkepler yanıtsız kaldı
Ailesi olarak, cenazemiz sonrası böylesi bir vahim olayın resmi makamlarca takibinin yapılmasını istedik. Ve kuzenim eşi T.C. Addis Ababa Büyükelçiliğine hitaben bir dilekçe yazarak olayın Etiyopya makamları nezdinde tüm yönleriyle araştırılması için sürecin diplomatik düzeyde etkin biçimde takibinin sağlanmasını talep etti. 21 Ocak 2026 tarihli dilekçeye üst düzey yetkililere de defalarca telefon ile sorulmasına rağmen hiçbir dönüş yapılmadı. Ancak ilave etmek isterim ki T.C. Kültür ve Turizm Bakanımızı da olay günü hemen bilgilendirdik ve kendisi de Büyükelçimiz ile temasa geçerek cenaze süreci takip etti.
Türk turizmciler en ufak olayda her türlü bilgi ve belgeyi ilgili otoritelere veriyor
Ben ve ailem, ülkemizin ilk turizm yatırımcı ve işletmeci ailelerinden biri olarak 40 yılı aşkın bir süredir sektördeyiz. On binlerce misafiri ağırladık. Her bir misafirimizin güvenliği ve hijyeni için her zaman her türlü önlemi alıyoruz ve her zaman da gerekli kontrolleri sağlıyoruz. Elbette Bakanlığımız da bu konuda çok hassas. Ancak buna rağmen bazı olumsuzluklar yaşanabiliyor. Bu durumda da hem kendi otoriterlerimize hem de yabancı otoritelere her türlü bilgi ve belgeyi eksiksiz temin ediyor ve gerektiğinde de tazminat ve cezaları ödemek zorunda kalabiliyoruz. Hiçbir yerli ve özellikle yabancı misafir vakası takipsiz ve sonuçsuz kalmıyor.
"Böylesine elim bir olay neden kapatılmaya çalışılıyor?"
Peki neden böylesine elim bir cinayet vakasında Türk vatandaşlarının hakkı aranmıyor, takibi yapılmıyor? Evet devletimiz cenazelerin ülkemize ulaşması için elinden geleni yaptı ve buna müteşekkiriz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak hele turizmci olarak Devletimizden daha fazla ilgi ve takip beklerdik. Resmi başsağlığı dahi iletilmedi. Neden bir dilekçeye bunca zamandır cevap yazılamıyor? Neden bir soruşturma ve takip başlatılamıyor? Hatta diğer merhumun ailesi merhumun cep telefonun orada halen daha aktif şekilde kullanıldığı tespit ettiklerine ve bunu da bildirilmiş olmasına rağmen neden hiçbir girişimde bulunulmuyor? Hatta bu olaydan kısa bir süre sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Etiyopya’yı ziyaret etti. Bu ziyaretinde iki Türk vatandaşının hunharca katledilmesinin gündeme gelmesini arzu ederdik. Neden böylesine elim bir olay kapatılmaya, unutulmaya çalışılıyor?
Sayın Hotamışlıgil der ki:
“Bu bölgeleri bilen her insan çalınan malların nerelerde satılacağını tahmin edebilir. Ben de bu tahminimi bildiğim herkese söyledim, 6 tane kabile pazarı var, oralarda ortaya çıkar diye. Bunu benim gibi oranın güvenlik güçleri de biliyorlar. Ancak oralara ekipler gönderip böyle bir araştırma yapmıyorlar, yapamıyorlar. “
"İsyan ediyorum!"
Maalesef önce vatandaş sonra da turizmci olarak isyan ediyorum!!!
İki tane çok değerli vatandaşımız Etiyopya’da turistik gezi sırasında 3 kuruş para ve 5 parça eşya için hunharca katledildi. Bunu hesabını kim verecek? Bunun takibini kim yapacak?
Bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ülkemizi gezmeye gelen yabancı misafirler kadar değerimiz yok mu? Biz misafirlerimize en iyisini sağlıyorsak bizler de her gittiğimiz ülkelerde, her türlü kötü olayda ve sonrasında devletimizi sonuna kadar yanımızda arkamızda hissetmek istiyoruz.
Dünyanın en kuvvetli ve saygın ülkelerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bunu istemek en doğal hakkımız.





