Türkiye turizm sektöründeki nitelikli iş gücü kaybı ve hizmet kalitesindeki düşüş tartışılırken, sorunun temel faktörlerinden biri olan ücret politikaları çoğu zaman göz ardı ediliyor. "Yabancı sermayenin kaçacağı" endişesiyle yaklaşık kırk yıldır savunulan düşük ücret politikaları, kalıcı ve nitelikli yatırımların sektöre çekilmesinde beklenen faydayı sağlamadığı gibi, mevcut insan kaynağını da giderek eritiyor.
Bugün 28.075 TL seviyesinde bulunan net asgari ücret, tüm sektörlere olduğu gibi turizm sektörüne de doğrudan darbe vuruyor. 2026 yılı sezonunda özellikle Ege Bölgesi'nde gözlemlenen gerilemeyi yalnızca yüksek hayat pahalılığı, imaj kayıpları veya altyapı eksiklikleriyle açıklamak eksik bir yaklaşım olacaktır. Çalışanların satın alma gücündeki aşınma, başlı başına bir sektör krizine dönüşmüş durumda.
Mesai saatleri ve ücret baskısı
Sektördeki istihdam dinamiği incelendiğinde, işletmelerin ortalama 35.000 TL düzeyindeki ücret tekliflerini adeta bir avantaj gibi sunduğu görülüyor. Resepsiyon ve kat hizmetleri gibi departmanlarda 8 saatlik vardiyalar uygulanabilirken, diğer operasyonel birimlerde günlük çalışma süreleri 10-11 saati buluyor. Alternatifsizlik nedeniyle çalışanlar bu koşulları kabul etmek zorunda kalırken; personel yetersizliği durumunda haftalık izinlerin dahi kullanılamadığı bir çalışma ortamı doğuyor.
Bu tablonun piyasadaki yansıması son derece nettir: Geçtiğimiz yıllarda ilan sayfaları yoğun şekilde personel arayan işletmelerle doluyken, bu yıl iş arayan iş gücü oranında belirgin bir artış gözleniyor.
Saatlik çalışma sistemi ve denetim zafiyeti
Gelişmiş ekonomilerde uygulanan esnek ve saatlik çalışma modelleri, belirli bir sürenin üzerindeki tüm emek girdisini fazla mesai olarak güvence altına alıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın uluslararası finans tecrübelerine rağmen, Türkiye'de saatlik ücret ve katı mesai takibi sistemine geçilmemesi önemli bir eksik.
Asgari ücretin reel olarak gerilediği bir yapıda kalifiye personelin sektörde kalmasını beklemek gerçekçi değil. Nitelikli iş gücü azaldıkça, Türkiye'nin hedeflediği "üst segment / nitelikli turist" profiline ulaşması da imkânsızlaşıyor.
Mevcut SGK denetim mekanizmaları ise saha gerçekleriyle örtüşmüyor. Denetim esnasında çalışanlar, işlerini kaybetme korkusuyla fiili çalışma saatlerini ve gerçek ücretlerini beyan edemiyor. Dolayısıyla kağıt üzerindeki denetimler, sahadaki hak kayıplarını engellemede yetersiz kalıyor.
Enflasyon, satın alma gücü ve gelecek projeksiyonu
Ara zam yapılmayan dönemlerde yüksek enflasyon, birkaç ay içerisinde ücretlerin alım gücünü ortalama %20 oranında eritiyor. Yıl sonu enflasyonunun %30 seviyelerinde gerçekleşmesi beklendiği dikkate alındığında, Ocak döneminde en az %50 oranında bir asgari ücret düzenlemesi yapılması rasyonel bir gereklilik.
Aksi takdirde, ara zam uygulanmayan bir takvimde çalışanın reel geliri gerilemeye devam edecek; bu durum hem çalışan refahını hem de hizmet kalitesine bağlı olarak sektörün küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyecektir.