Turizmciler ve otelciler neden günah keçisine dönüştü?

Türkiye’de halk, tatile erişememesinin en büyük nedeni olarak otelcilerin fahiş fiyat politikalarını görüyor. Peki sorun gerçekten “doymak bilmeyen” otelciler mi?

Abone Ol

On yedi yılı aşkın bir süredir sektörün krizlerini, yükselişlerini, iç ve dış dinamiklerini defalarca kaleme aldım. Ancak meslek hayatım boyunca, toplumda genel olarak turizmcilere, özelde ise otelcilere yönelik bu denli sert, yoğun ve adeta hınç dolu bir tepki dalgasına ilk defa şahit oluyorum.

Bugün normal şartlarda profesyonellerin takibinde olan B2B turizm medyasının, giderek daha fazla son tüketici tarafından takip edilmesi ve buradaki serzenişlerin halka sızması bu tepkiyi görünür kılıyor olabilir. Fakat madalyonun diğer yüzündeki asıl gerçek su götürmez: Yurttaşların ezici bir çoğunluğu için kendi ülkesinde tatil yapmak artık lüks bile değil, neredeyse imkânsız.

İşte bu imkânsızlık, derin bir toplumsal öfkeyi ve ciddi bir hedef saptırmayı beraberinde getiriyor.

“Beter olun, batın, yok olun!”

Turizm sektöründe işlerin pek de yolunda gitmediği bir sır değil. Döviz kurunun yapay şekilde baskılanması, buna karşın enflasyon dalgasıyla uçuşa geçen işletme maliyetleri, Türkiye’nin küresel pazardaki fiyat-performans avantajını elinden aldı. Jeopolitik gerilimler de eklenince özellikle Mayıs ve Haziran aylarında tesislerde ciddi boşluklar oluştu. Havayolu şirketleri bu düşük talebi öngörerek frekanslarını düşürdü; sektör ise şimdi rotayı öngörülemez, düşük fiyatlı ve belirsizliklerle dolu "son dakika" (last minute) satışlarına çevirdi.

Buraya kadar her şey yapısal bir krizin göstergesi. Ancak asıl çarpıcı olan, sektörün içinden yükselen her haklı serzenişin, sosyal medyada adeta bir linç kültürüyle karşılanması. “İşler iyi gitmiyor, doluluklar düştü, kârlılık bitti” diyen otelcilere, halktan yükselen ses hep aynı tonda:

“Beter olun, bugüne kadar yediklerinize sayın, alma mazlumun ahını…”

Peki, yapısal bir ekonomik krizin faturası neden doğrudan otelcilere kesiliyor? Ülkede kiralar, enerji, ulaşım, gıda, kıyafet... her şeyin fiyatı uygun da sadece otellerin fiyatları mı aşırı yüksek?

Enflasyonun sorumlusu otelci mi, ekonomi politikaları mı?

Turizm sektörünün yaşadığı darboğaz, ülkenin içinde bulunduğu makroekonomik iklimden bağımsız düşünülemez. Ne var ki, toplumsal hafıza ve kitle psikolojisi konuyu makroekonomiden kopararak tamamen kişisel bir düzleme indirgiyor. Halk, fahiş fiyatların arkasındaki rasyonel sebepleri (enerji, yüksek kiralar, ulaşım, gıda maliyetlerindeki devasa artışları) görmek yerine, durumu doğrudan otelcilerin "doymak bilmez para kazanma hırsına" bağlıyor.

Oysa burada gözden kaçan temel bir gerçek var: Ülkede yaşanan enflasyonist sarmalın ve ekonomik çöküşün müsebbibi oteller değil, uygulanan ekonomi politikalarıdır. Otellerdeki yüksek fiyatlar bir sebep değil, bu yanlış politikaların kaçınılmaz bir sonucudur.

Tatile erişebilen azınlık da ülkeyi terk ediyor

Türkiye’de toplumun çok büyük bir bölümü, bir turizm cennetinde yaşamasına rağmen zaten ömrü boyunca tatile erişemiyordu; bu kronik bir sorun. Yeni olan ve öfkeyi körükleyen dinamik ise şu: Eskiden tatile erişebilen o görece küçük, orta ve orta üstü gelir grubu için de kendi ülkesinde tatil yapmak giderek zorlaşıyor.

Elde ettiği gelirle Akdeniz ya da Ege kıyılarında bir haftalık tatil parasını denkleştiremeyen bu kitle, bütçesini artık yurt dışına kaydırıyor. Bugün önemli sayıda Türk turist yönünü Yunan adalarına, Mısır’a, Tunus’a, Tayland’a, hatta Vietnam’a çevirmiş durumda. Çünkü acı ama gerçek; vize ve uçak maliyetlerine rağmen bu ülkelerde tatil yapmak, Türkiye’deki muadillerine kıyasla çok daha ekonomik bir alternatif haline geldi.

İki ateş arasında bir cambazlık hikayesi

Bugün bir otel işletmek, adeta yüksek gerilim hattında ipte yürümeye benziyor. Tesisler bir yandan misafir memnuniyetini ve hizmet standartlarını korumak, bir yandan astronomik şekilde artan giderleri kontrol altında tutmak, diğer yandan küresel rekabet avantajını kaybetmemek için adeta cambazlık yapıyor.

Akaryakıttan kiralara, enerjiden gıdaya ve vergilere kadar tüm giderlerde fahiş artışlar yaşanırken, otel fiyatlarındaki artışın sınırları rekabet ve talep tarafından belirleniyor. Otelcilere sorduğunuzda bu fiyatların bile onları kurtarmadığını, kârlılıkların eridiğini, yenileme yapacak finansmana bile ulaşamadıklarını söylüyor.

Tüm bu devasa gider kalemlerinin ortasında, ticari bir işletmenin doğası gereği kâr elde etmeye çalışması rasyonel bir zorunluluktur. Ha, "serbest piyasa ekonomisine karşıyım" diyorsanız o başka.

Sonuç: Yanlış adrese yönelen öfke

Toplumun tatile çıkamayışının yarattığı psikolojik yıpranma ve sosyalleşme/dinlenme hakkının elinden alınması, elbette haklı bir isyan. Ancak bu isyanın muhatabı, serbest piyasa ekonomisinde doğası gereği kâr amaçlı faaliyet yürüten oteller değil, otelleri fahiş fiyat artışı yapmaya mecbur bırakan ekonomik durumdur.

Yazı, otelciliği hakkıyla yapmaya çalışan, belli bir hizmet standardını korumaya ve müşteri memnuniyetini sağlamaya çalışan oteller baz alınarak yazıldı. Fırsatçılar, kapkaççılar, vurguncular ve yağmacılar bu yazının konusu değildir.

İşte aşağıda Turizm Ekonomi'nin sosyal medya sayfalarına yapılan yüzlerce yorumdan bazılar...

{ "vars": { "account": "G-G5X01GEY79" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }