İklim krizi, jeopolitik gerilimler ve sıkılaşan giriş kuralları, turizm sektöründe belirsizliği artırıyor. Almanya merkezli bir kriz yönetim şirketinin yöneticileri, sektörde güvenlik algısının hızla değiştiğini ve krizlerin doğru analiz edilmesinin her zamankinden daha kritik hale geldiğini belirtiyor.
A3M’in güvenlik uzmanları Mirko Jacubowski ve Marcel Conrad, Alman turizm basınına turizmde güvenlik algısı ve kriz yönetimi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Güvemlik riski terörden iklime evrildi
İki uzmana göre küresel güvenlik ortamı dalgalı. İran çevresindeki jeopolitik gerilimler, ABD’de “America First” yaklaşımıyla şekillenen öngörülemez politika çizgisi ve sosyal medya verilerinin beyan zorunluluğu gibi uygulamalar seyahat risk profilini etkiliyor.
Ancak asıl dikkat çeken değişim, risk türünde yaşandı. On yıl önce Avrupa metropollerini hedef alan terör tehdidi ön plandayken, bugün turizm için daha belirleyici unsur ekstrem hava olayları. Orman yangınları, sıcak ve soğuk hava dalgaları, seller ve kuraklık, destinasyonları giderek daha sık etkiliyor.
Buna ek olarak Tanzanya, Nepal, Tayland ve Kamboçya gibi turizm açısından önemli ülkelerde yaşanan bölgesel çatışmalar da risk haritasında yer alıyor. Şimdilik turistik altyapı çoğu durumda doğrudan zarar görmese de algı yönetimi kritik önem taşıyor.
Kriz bölgelerinde doğru kaynağa ulaşmak
Uzmanlar, doğal afetlerle siyasi krizler arasında bilgiye erişim açısından ciddi fark olduğunu belirtiyor. Orman yangınları ve kuraklık gibi olaylarda meteoroloji kurumları ve resmi makamlar güvenilir ön veriler sağlıyor.
Ancak sansür uygulayan ülkelerde siyasi krizler ve şiddet olayları hakkında sağlıklı bilgiye ulaşmak çok daha zor.
Kriz yönetim şirketleri bu nedenle yaklaşık 1.000 klasik medya kaynağını izliyor, sosyal medya analizleri ve milyonlarca kaynağı tarayan yapay zekâ sistemleriyle süreci destekliyor. Ancak nihai kontrol her zaman insan analistlerde. Otomatik sistemlerin üretebileceği hatalı içeriklerin (hallüsinasyonların) önüne geçmek için son değerlendirme editörler tarafından yapılıyor.
Medyada tık avcılığı ve bulvarlaşma
Uzmanlara göre başlıklardaki dramatizasyon giderek artıyor. Olaylar dikkat çekmek için olduğundan daha sert bir dille sunulabiliyor. Güvenlik uzmanları ve kriz yönetim şirketleri bu nedenle bilgiyi sadeleştirerek, nötr ve analitik bir çerçevede sunmayı tercih ediyor.
Hız ile doğruluk arasındaki dengede ise öncelik doğrulanmış kaynaklara veriliyor. Yayınlanan her bilginin kaynağı belirtiliyor; hata tespit edilirse şeffaf düzeltme yapılıyor.
Tur operatörlerinde beklenti yükseldi
Bugün tur operatörleri ve seyahat şirketleri kriz bilgisine SMS ve e-posta yoluyla anlık erişim bekliyor. Küçük ve orta ölçekli birçok şirketin küresel ölçekte kendi izleme sistemini kurması mümkün değil.
2004 tsunami felaketi ve Covid-19 pandemisi, sektörde kriz yönetim süreçlerini belirgin şekilde profesyonelleştirdi. Buna rağmen hâlâ zayıf noktalar mevcut. Özellikle kriz yönetiminin tek bir yöneticiye bağlı olduğu yapılarda süreçler kırılgan hale gelebiliyor.
Uzmanlar, kriz yönetiminde yapılan başlıca hataları “Çok erken ya da çok geç iletişim”, “Spekülasyon yapmak”, “Sorumlu aramaya odaklanmak” ve “Farklı kanallardan çelişkili mesajlar vermek” şeklinde sıralıyor.
İletişim kurmamanın da bir iletişim biçimi olduğunu vurgulayan uzmanlar “Başarılı kriz iletişimi için empati, veri temelli yaklaşım ve tek bir koordinasyon noktası (“single point of control”) gerekiyor.” diyor.
Peki 2030’a başlıca risk senaryoları neler? İki uzman bu başlıkta şu noktaların altını çiziyor:
* Sahel bölgesindeki (Afrika'nın Sahra Kuşağının Güneyinde kalan, Senegal'den başlayarak, Moritanya, Mali, Nijer, Çad, Sudan ve hatta kısmen Nijerya, Burkina Faso ve Eritre'yi de içine alan coğrafya) istikrarsızlık Akdeniz ve Kanarya Adaları yönünde göç baskısı yaratabilir.
* İklim riskleri turizm planlamasında daha belirleyici olacak.
* Tayvan çevresindeki jeopolitik gerilimlerin Güneydoğu Asya’ya yansıma ihtimali bulunuyor.
* Küba’daki ekonomik ve siyasi gelişmeler turizm akışlarını etkileyebilir.