Selectum ile Ege'de 64 saat: Ah, o gemide biz de olsaydık!

Türk kruvaziyeriyle kapıda vize kolaylığı! 64 saatte Rodos, Patmos ve Sisam’ı her şey dahil konforla gezerken, tek yapmanız gereken manzaranın tadını çıkarmak.

Abone Ol


Topu topu 64 saat içinde yaklaşık 600 km (320 mil) yol yapıp dünyanın 7 harikasından birini (Rodos Heykeli - Colossus) ve her biri UNESCO Dünya Mirası değerine sahip üç adayı (Rodos, Patmos, Sisam) gezmek; hem de bir Türk firmasına ait ilk ve tek kruvaziyer gemiyle, üstelik kapıda vize kolaylığıyla!

Kolay yaşanır bir deneyim değil. Bir de bunlara geminin sunduğu her şey dahil hizmetleri (muhteşem Türk mutfağı, açık ve kapalı barlar, gece-gündüz eğlenceleri, spor salonu, SPA, yüzme havuzu) ekleyin. Üstelik bu 64 saat süresince o adadan bu adaya yolculuk ederken bavul toplama zorunluluğunuz da yok. Canınız isterse gemide kalıp gemi imkanlarının tadını çıkarabilme, fikrinizi değiştirdiğiniz an ziyaret edilmekte olan adayı keşfe çıkabilme lüksü de yabana atılabilecek cinsten değil. 200 metre uzunluğundaki 380 kamaralı (750-800 yolcu) Selectum Blu (Blue Sapphire) adlı bu gemide gözlerinizi her sabah yeni bir limanda, yeni keşifler için açıyorsunuz. “İyi ki o gemide biz de vardık.”

O gemiyle, Çeşme Limanı'ndan Adalar Denizi'nin güneşi başımızın üzerinde batmaya hazırlanırken demir aldık. Hedef; Veranda Bar'ın eğlenceli ve keyifli atmosferi eşliğinde, 140 mil kadar güneydoğumuzdaki gül kokulu Rodos Adası.

Biz genellikle begonvillerle özdeşleştirsek de Rodos Adası'nın adı, gül anlamına gelen “Rodon” kelimesinden geliyor. Parlak kırmızı renkli, uzun ömürlü Rodos gülü dünyaca ünlü. Anadolu’nun gülüyle ünlü Isparta’sı gibi yani. Duymuş olmalısınız; Fethiye’de, Ölüdeniz yakınlarında “Kelebekler Vadisi” adını verdiğimiz özel bir alan var. Tesadüfe bakın, Rodos Adası'nda da adını aynı kelebeklerden (aslında bir güve olan kaplan kelebeği) alan bir "kelebekler vadisi" var. Bitmedi; Rodos’ta, bazı kayıtlar Neolitik çağa kadar geri götürse de Saint Jean Şövalyeleri tarafından Antalya-Düzlerçamı’ndan getirilmiş oldukları bilimsel olarak kanıtlanmış alageyikler de var. Rodos, alageyikleriyle de ünlü. Öyle ki antik çağda adaya "geyik barındıran" anlamında Elafiousia adı bile verilmiş. Günümüzde Mandraki Limanı'nın girişini iki sütun üzerinde biri erkek (elafos), diğeri dişi (elafina) iki bronz alageyik heykeli süslüyor. Bu sütunların bulunduğu yerlerde bir zamanlar antik dünyanın 7 harikasından biri olan, Güneş Tanrısı Helios’a adanmış 33 metre yüksekliğindeki "Rodos Heykeli" (Colossus) bulunuyordu. Aynı noktayı bugün ülkemiz kaynaklı doğal bir değer olan alageyiklerin süslüyor olması ne kadar anlamlı. Ve anavatanı Antalya’da alageyiklere ilişkin bir izin bulunmaması, neredeyse adının bile bilinmiyor olması ne derece hüzün verici! Rodos, iki ülke arasında asırlar sürmüş doğal ve kültürel akrabalığın (benzerliğin) en belirgin örneği.

Doğal ve kültürel değerleri keşfetme merakınız varsa hiç kuşkunuz olmasın, bu tur sizin için. Yok, "Eğlenmek ve dinlenmek istiyorum." diyorsanız bu gemi turu yine sizin için. İkisini birlikte değerlendirme imkânınız var. Nasıl mı? Örneğin Rodos Adası; gemi limana yanaşır yanaşmaz (09.00) Mandraki Limanı yakınından kalkan yerel otobüse (KTEL) binip kişi başı 5,5 avro ödeyerek, 1,5-2 saat sürebilen bir yolculuk sonrası kendinizi Lindos’un 2600 yıllık akropolünde ya da dar sokaklarında dolaşırken bulabilirsiniz. Birkaç saat sonra aynı yoldan geri döndüğünüzde (16.00 civarı) kenti keşfedebilecek yeterli zamanı (5-5,5 saat) da bulabilirsiniz.

Dönüş yolunda, iyi korunmuş şehir surlarına yakın bir noktada otobüsten inerek Süleymaniye Camii'ni ve Rodos Şövalyelerinin Büyük Ustalar Sarayı'ni ziyaret edebilir; Sokrat Caddesi boyunca yokuş aşağı yürürken alışveriş yapabilir, kahve molası verebilir ve vaktinde geminize ulaşabilirsiniz.

Doğaseverler zamanlarını şehir merkezine sadece 15 km mesafedeki, Navaron'un Topları (1961) filminin çekildiği Anthony Quinn Koyu ya da şehir merkezine 25 km uzaklıktaki Kelebekler Vadisi'ni ziyaret etmek için kullanabilirler. İyi bir planlama ile ikisini birlikte gerçekleştirmeniz de olası. Anthony Quinn, koya hayran kaldığı için koy filmden sonra onun adıyla anılmaya başlamış.

Rodos Adası molası, biraz yorucu olsa da rüzgar ya da uçurtma sörfü tutkunları için de dünya çapında bir deneyim sunuyor. Yoruculuğu, adanın doğu ucundan batı ucundaki Prasonisi Plajı'na 90 (gidiş-dönüş 180) kilometrelik bir yolculuk yapma zorunluluğundan kaynaklanıyor. Prasonisi; Adalar Denizi (Ege) ile Akdeniz’in sıfır noktasında, dünyanın en bilinen en iyi sörf mekanlarından biri. Meraklıları için kaçırılmaz bir fırsat.

Rodos; yaklaşık 200 yıl Saint Jean Şövalyeleri ve 400 yıl Osmanlı yönetiminde kalmış olmasına karşın, daha çok Saint Jean Şövalyelerinin izlerini taşıyan bir ada. Kentte Osmanlı’dan kalan birkaç camiden sadece bir tanesi, Pargalı İbrahim Paşa Camii, ibadete açık.

Ertesi gün gözümüzü; Aziz Yuhanna’nın, İncil'in son bölümü olan Vahiy kitabını yazarken Tanrı'dan ilham aldığına inanılan Apokalipsis (Kıyamet) Mağarası ve muhteşem görüntüsüyle Aziz Yuhanna Manastırı'nın bulunduğu Patmos Adası Skala’sında, yani iskelesinde açtık.

İnanışa göre İsa, sürgündeki Aziz Yuhanna’ya kendini Kıyamet Mağarası'nda göstermiş olduğundan bu küçük ve sakin ada, Hristiyanlar için Kudüs’ten sonraki en önemli hac merkezi olarak kabul ediliyor ve 1999 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Osmanlı’nın "Batnaz" adını verdiği bu küçük ada; Hristiyan dünyası için taşıdığı ruhani değer nedeniyle, fethedildiği 1522 yılından başlayarak Osmanlı sultanları tarafından yönetimi manastır keşişlerine bırakılmış ve korsan yağmalarına karşı güvence altına alınmış. Servis botlarıyla ulaştığımız iskele yerleşimi ancak bu güvenceden sonra gerçekleşebilmiş. Osmanlı sultanları çıkardıkları fermanlarla Patmoslulara imparatorluk topraklarında serbest dolaşım, iaşe ve konaklama kolaylığı sağlanması gibi ayrıcalıklar, bir anlamda "serbest dolaşım vizesi" hakkı tanımışlardır. Hristiyan dünyası için taşıdığı öneme karşın adanın dikkat çekici sakinliği, çevredeki havalimanlarına olan uzaklığı ile ilgili olmalı.

Adanın zirvesindeki 1088 yapımı Aziz Yuhanna Manastırı; bir manastırdan çok, belki de yüzlerce el yazması eser ve tarihi ikonları barındıran kütüphaneyi koruma misyonu nedeniyle bir kale görünümü sergiliyor. Sunduğu muhteşem Patmos manzarası, manastırın kendisi ile yarışacak kadar nefes kesici. Manastır çevresindeki Chora yerleşiminin dar sokaklarında dolaşmayı ve yel değirmenleri ile fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin.

Giriş için 5 avro ödenen manastıra girişte kadınlar için özel giyim kuralları uygulanıyor. Buraya sadece adanın muhteşem manzarasına tanıklık etmek için bile çıkılabilir. Manastıra kişi başı 2,5 avro ödeyerek yerel otobüsle çıkıp Kıyamet Mağarası'nı da ziyaret ettikten sonra yokuş aşağı yürüyerek iskeleye dönmek iyi bir seçenek olarak düşünülebilir. Yeterli vaktiniz var.

Öğle üzeri biz öğle yemeğinin tadını çıkarırken gemimiz Samos (Sisam) Adası'na doğru yola koyulmuştu. Akşamüzeri (17.00) gemimiz; bir dik üçgenin uzun kenarının (hipotenüs) karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşit olduğunu ilk kez söyleyen teoremin yaratıcısı ünlü matematikçi Pisagor’un vatanı olarak bilinen Sisam Adası'nın Pythagorion Limanı'na demir attı. Servis botundan iner inmeks, pek çok gezginin yaptığı gibi limanın doğusundaki Pisagor Anıtı'nın fotoğraflarını çekme telaşına kapıldık. Ardından, tüm gezi rehberlerinde Sisam Adası'nda görülecek yerlerin başında yer alan “mavi sokağı” aramaya başladık. Sokak sakinleri tarafından birkaç yıl önce mavi-beyaz renklere boyanan dar sokakların, hemen bitişiğindeki Bizans Metamorfoz Kilisesi'nden çok daha fazla ilgi ve ziyaretçi çektiğini gözledik.

Sisam Adası; Pisagor ve Hera Tapınağı nedeniyle 1992 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer aldığı gibi, MÖ 6. yüzyılda Megaralı mühendis Eupalinos tarafından inşa edilmiş ve ünlü tarihçi Herodot tarafından "dünyanın 8. harikası" olarak tanımlanmış Eupalinos Tüneli'ne de ev sahipliği yapıyor. Kastro Dağı'nın bir tarafından diğer tarafına su taşımak için 14.000 köle tarafından 8 yılda inşa edilen 1036 metre uzunluğundaki bu tünelin özelliği, dağın her iki tarafından aynı anda kazılmaya başlanarak inşa edilmiş olmasıdır. Tünellerin birbiriyle buluşması neredeyse sıfır hata ile gerçekleştirilmiş ve Pythagorion’a 1100 yıl su taşımıştır. Bu nedenle de 2017 yılında Uluslararası Tarihi İnşaat Mühendisliği Anıtı olarak tescil edilmiştir. Kente 1 km mesafede bulunmasına karşın ziyaretçi sayısı, mavi sokakla karşılaştırılamayacak derecede düşük. Meraklıları; Anadolu Yarımadası'na birkaç kilometre uzaklıktaki Sisam Adası'nın “Doğaya göre yaşarsan asla fakir olmazsın; insanların görüşlerine göre yaşarsan asla zengin olmazsın.”, “Azla yetinmeyen hiçbir şeyle yetinmez.” gibi sözleriyle de ünlü, MÖ 3. yüzyılda yaşamış filozofu Epikür’ün kendi adıyla anılan paradoksunu da inceleyebilirler.

Günü ve geziyi, gün batımı sırasında limanda düzenlenen; orkide ve şarap ikramıyla taçlandırılan bir etkinlikle sonlandırdık.

Kaptanından eğlence takımına; görünen, görünmeyen tüm gemi personeli her birimize “İyi ki bu tura katılmışız.” dedirtmek için nitelikli bir hizmet sergiledi. Hepsine içten teşekkürler… Bir özel teşekkür de kat görevlimiz İsmail’e; her odaya girişimizde odamızı düzenlenmiş olarak bulmamızdan ziyade, her seferinde havlularımızla yarattığı sanat eserleri için… Sağ olasın sevgili İsmail…


O gemide olan şanslılardan biri…

{ "vars": { "account": "G-G5X01GEY79" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }